Halkın Değişim Talebini Devrime Erdirmek Öncünün Görevidir!

23 Haziran Seçimlerine İlişkin DKP/BÖG MYK’sının Değerlendirmesidir.

15 Temmuz darbe girişimi ertesi uygulamaya başlanan OHAL dönemi AKP-MHP faşist blokunun faşist kurumsallaşmayı ivmelendirdiği dönem olarak da yakın siyasal tarihimizde yer edindi. AKP eli ile temsil edilen burjuvazinin dolu dizgin, TUSİAD’ da cisimleşen burjuvazinin de zımni olarak desteklediği bu siyasal süreç, dönem dönem uluslararası tekellerin müdahalesi ile inişli-çıkışlı süreçler yaşasa da esas olarak Türkiye kapitalizminin sürüklenmeye başladığı ekonomik-siyasal kriz faşist kurumsallaşma ile de aşılamamaktadır. Bunun bir nedeni talan ve yağma haliyle sürdürülen ekonomik modelin sürdürülemizliği, burjuvazi arasındaki şiddeti artan rekabet, sömürgecilik bahsi ve esas olarak da toplumun neredeyse yarısının sistem aygıtlarından kopma eğilimidir. AKP-MHP faşizmi bırakın tüm toplumun çoğunluğunda rıza üretmeyi – biat ettirmeyi, baskı siyaseti sonucu toplumun yarısına yakınında yargıdan, yasamadan, sandıktan vb araçlardan kopuşu derinleştirmiştir.

Bu çöküş süreci hem uluslararası tekeller açısından, hem de yerli tekeller açısından “AKP’nin yönetim krizi” denemeyecek kadar kendilerini de ilgilendiren ve doğrudan etkileyen bir beka sorunudur. Krizin yıkıcı etkilerini hafifletmek ve karlılığı sürdürebilmek adına aralarında hem tali bir mücadele, hem de konsensus arayışı söz konusudur. AKP’yi ve onun rant alanları haline dönüşen yerleri kuşatmak, onu bir denge halinde tutmak bir kesim için her ne kadar önemli ise de, ikisi için de herşeyden önce hayati olan şey kitleleri kapitalizm içinde konsolide etmektir. 31 Mart ve 23 Haziran seçimleri bu açıdan da tarihseldir. Burada bir başarıdan söz edilecekse, bu çürümüş bir düzen içerisinde sistem dışına çıkmaya meyletmiş kitleleri üstelik krizleri göze alarak seçim sonuçlarını yoksaymasına rağmen sandıkta “kurtuluş” umutu yaratan burjuvazinin “başarısıdır”. Onların lehine yazılan her başarı, emekçilerin ve ezilen halkların hanesine kayıp olarak yazılır. “Millet ittifakına” rağmen, ona “demokrasi ittifakı” tanımı biçen sosyalist solun önemli bir kesiminin desteklediği ve “birlikte başardık” dediği, İmamoğlu ilk gün Erdoğan’a ve onun temsil ettiği sermayeye “uzlaşma” ve birlikte yönetme çağrısını yönelterek, bahsettiğimiz üzere sarayla yönetme kapısını aralamıştır. Elbette ki burjuvazinin siyasal aktörleri “birlikte kazandık” diyenlerle değil, “birlikte kazanacakları” ile yönetecek sınıf kardeşliği bilincine sahiptirler.

Sadece İstanbul seçimlerinde milyonlarca insanın İmamoğluna oy vererek Belediye Başkanlığına taşıması kitlelerin faşist kurumsallaşma karşısında ki diz çökmeyen tutumunu ve diktatörlük karşısında özgürlük arzusunu gösterir. Bu hafife alınamayacak derecede kitlelerin değişim talebinin göstergesidir. Bu talebin öncülüğüne CHP’yi yerleştirmek sisteme pansuman yapmak, “normalleşme” adına sınıf mücadelesini kendi bağlamından kopararak, sistemin bir gücüne yedeklemektir.

Partimiz 23 Haziran için yaptığı “boykot” çağrısını sadece bir seçim taktiği olarak değil, seçim sonrası gelişecek süreç açısından da sosyalistlerin ve kürt özgürlük hareketinin ayrı bir hat olarak varolmasına atfende ifade etmiştir. Dünyanın her yerinde komünistler burjuvazi arasında gelişen mücadeleye kayıtsız kalamaz ve yine komünistler sömürüyü yok etmek adına sistem krizlerini, “normalleştirmek” için değil, onu derinleştirmek için kitleleri devlet araçlarını redetmeye davet eder. Boykot çağrımız alelade her koşulda sandığa yöneltilmiş bir taktik reddiye değil, aksine somut koşulların, somut analizine dayanarak yapılmıştır. 23 Haziran tam da bu çok özgün koşullara uygun bir seçimdir. Burada bir özeleştiri verecek olursak bu liberal solun kendileri ile “suç” ortaklığı yapmadığımız için değil, birleşik devrimci kurmaylığın gerçekleştirilememesi ve onun kitle hareketine öncülük edememesi sonucu, kitlelerin değişim talebinin istismar edilmesine engel olamadığımızın özeleştirisidir.

Seçimler burjuvazi açısından geride kaldı. Koronun tamamı karşı gibi görünse de “başkanlık rejimi” nin eksikliklerinin inşasına rejimi güçlendirmeye yöneleceklerdir. AKP-MHP kendi yönetimlerine destek vermek, CHP-İYİP yönetimde yer almak istiyor. Bu uzlaşma içerisinde modelleme iki blok arasında seçimlerde saflaşan bir siyasal yelpazedir. O nedenle koro erken seçim değil, rejimi değiştirmek değil, birlikte rejimi güçlendirmek istiyor. Başka kriz dinamikleri erken seçimi tetiklemez ise her iki taraf açısından da “gözetme, dengeleme” halinin yeni bir güç dengesine kadar sürdürüleceği aşikardır.

O nedenle sınıf mücadelesinde “kimin için” sorusu devrimci turnusoldur. Burjuvazinin tarih sahnesine çıkarken bayrağına yazdığı “eşitlik,kardeşlik,özgürlük” sloganına “kim için” sorusunu soranlar komünarcılar olma sonucuna ulaşmıştır. “her şey çok güzel olacak” ya da “daha güzel olacak” sloganına “kim için” sorusunu soranlar devrimci sonuçlara ulaşacaktır. Krizin tüm gündemleri yakıcı olarak her sınıf için ortada duruyor. S-400 – NATO gerilimi, Afrin işgali, idlip krizi, Cihadist çetelerle işbirliği sorunu, Kürtlere yönelik imha savaşı, Metina ve Hakurke işgali, Bütçe açıkları, ödenemeyen dış borçlar, İran krizinin riskleri tüm bunlar burjuvazinin çözüm üretmek zorunda olduğu riskleri olarak önünde duruyor. Yoksulluk, toplu işten atılmalar, iş cinayetleri, işsizlik, grev yasaklamalar, kadın katliamları, Kürt özgürlük mücadelesi tüm yakıcılığı ile mücadele dinamiklerini tetiklemeye devam ediyor. AKP-MHP’nin İstanbul’u kaybetmesinden “ılımlı” süreç bekleyenler yanıldıklarını kısa zaman içerisinde görecekler. Zira Türkiye kapitalizminin beka sorunu ve kriz sarmalı ancak daha çok baskı üretimi ile devam edecektir.

O nedenle bugün ister CHP’ye taktik nedenlerle oy vermiş sol açısından, isterse bizimle aynı tutum takınmış devrimci siyaset açısından yeni bir adıma ihtiyaç vardır. Birleşik Devrimci Merkez. Stratejik planlama ile kitle hareketlerini güçlendiren, onun içinde öncüleşen sınıf mücadelesinin ikircimsiz ihtiyaçlarına göre şekillenen ve örgütlenen birleşik devrimci kurmaylık ve onun ittifak gücü olarak Kürt özgürlük hareketi.

Yaşasın Devrim!

Yaşasın Sosyalizm!

DKP/BÖG MYK

26 Haziran 2019