Komün Gücü’nden: DEVRİMCİ İKTİDARIN YOLU 15-16 HAZİRAN’LARDAN GEÇER!

15-16 Haziran işçi direnişinin 49. yılını yaşıyoruz.

Ne kendisinden önceki zamanda ne de kendinden sonraki neredeyse yarım asırlık zaman içinde 70 Haziranı’nı aşkın bir proleter eylemlilik Türkiye siyasal tarihinde yaşanmadı, diyebiliriz. Daha barışçıl temposu ve ekonomik temeli itibariyle Zonguldak işçilerinin yürüyüşü bütün kitleselliğine karşın 15-16 Haziran kadar güçlü bir iz bırakmadı, işçi mücadele tarihinde. Keza Türkiye siyasal tarihinde çok önemli bir tarihsel kavşak oluşturmasına karşın Gezi Haziranı da hem daha çok beyaz yakalı işçileri ve kentli küçükburjuvaziyi içeren katılımcı sınıf profili hem de politik hedef ve eylem hattındaki muğlaklıkları itibariyle bir proleter direniş çizgisinden daha farklı düzeyde değerlendirilen bir başkaldırı düzeyi oluşturdu.

15-16 Haziran, hem saf proleter karakteri itibariyle, hem örgütsel varlığını koruma amaçlı demokratik siyasal bilinç yönelimi itibariyle hem de İstanbul’u işgal edecek kertede yaygın ve güçlü devrimci eylem düzeyi itibariyle Türkiye proleter mücadele tarihinde hala olayca aşılamamış bir momenti oluşturur.

Bu haliyle de, yarım asırlık geride kalmışlığına karşın hala Türkiye devrimci hareketinin ve proleter muhalefetinin geleceğindeki bir gündem olarak varlığını korumaktadır.

İstanbul proletaryasının 15-16 Haziran kalkışması 70 bunalımı içindeki Türkiye burjuvazisinin işçi sınıfının yüksek mücadele gücünü düşürmek için DİSK’i fiilen kapatmaya zorlayan 274 sayılı kanunu çıkarmasına karşı tavrı olarak gelişti.

67’de kurulan DİSK, Türkiye işçi sınıfı mücadelesinde çok yüksek bir mücadele düzeyi oluşturmuştu. Türkiye devrimci hareketinin de yüksek bir seviye oluşturduğu o günkü koşullarda, Türkiye burjuvazisinin işçi sınıfının bu mücadeleci ve direngen sınıf tavrı karşısında kendini ayakta tutmasının fazla koşulu yoktu. Dönemin burjuva iktidarı olan Adalet Partisi, Demirel’in başbakanlığında yeni bir sendikalar kanunu çıkartarak DİSK’i tasfiye etmeyi kararlaştırdı. Ancak kanunun hazırlanma ve tartışılma sürecinde DİSK sendikaları ve işyerleri öncü işçilerin yönetiminde bu kanuna karşı çıkmak üzere hazırlanmak için yeterli zaman bulabilmişlerdi ve kanunun geri çekilmesi talebiyle protesto etmek için 15 Haziran günü üç koldan hareketle Beyazıt’a doğru yürüyüşler organize edildi. Katılımın düşük olacağından hareketle küçük bir protesto mitingi tasarlayan sendikal yönetimlere karşın İstanbul proletaryası DİSK’in çağrısına büyük bir katılım gösterdi. Hem burjuvazi hem de aristokrat sendika önderlikler proletaryanın bu devasa katılımı karşısında büyük bir endişeye kapıldılar. Eylemin kendiliğinden sönmesi için işçiler yönetimsiz bırakıldılar.

Ancak artık ok yaydan boşanmıştı. 16 Haziran günü katılım çok daha yüksek oldu. Diğer taraftan sınıf içindeki bu gelişmelerden o ana kadar uzak kalan Dev-Genç de artık sahaya inmişti. Burjuvazinin asker ve tanklarla kurmak istediği barikatlar proletarya ve Dev Genç atılganlığıyla birlikte aşıldı. Proletarya ve devrimci gençlik şehitler verme bahasına İstanbul’u üç koldan işgal etti.

Proletaryanın bu yüksek eylem gücü karşısında paniğe kapılan burjuvazi derhal sıkıyönetim ilan ederek işçi gösterisini yasaklamaya çalıştı. Sendikal bürokrasi de eylemi kontrol altına alıp sindirmeye çalıştı, radyodan bu yönlü anonslarla İstanbul’u artık işgal etmiş olan proletaryayı evlerine, fabrikalarına geri dönmeye çağırıyorlardı.

Sıkıyönetim ilanı karşısında ve DİSK yönetimini oluşturan sendikal aristokrasinin yönlendirmesiyle eylem bütünündeki örgütlülüğünü kaybeden işçi direnişi kendi yatağına, fabrikalara çekildi.

Gene de proletaryanın bu başkaldırısı burjuvaziyi yeterince korkutmuştu ve takip eden günler içinde yasa tasarısı yürürlükten kaldırıldı.

Proletaryanın 70 Haziranı’ndaki bu yüksek mücadele gücüne karşın bu gücü daimi ve istikrarlı bir örgüt ve eylem seviyesine çıkartmadaki ideolojik yetersizlikler ve örgütsel başarısızlıklar Türkiye devrimci hareketinin 70 sonrası mücadele döneminin daha ziyade küçükburjuva karakterde gelişmesine ve buna bağlı olarak hem 12 Mart’ta hem 12 Eylül’de benzer yenilgilere uğramasına yol açtı.

Bu yenilgilerin sonrası çıkarılan ders ise devrimci insiyatifin tümüyle kitle kendiliğindenciliğine terk edilmesi oldu. Uluslararası sosyalizmin yıkılmasıyla post modern ideolojik sapmalar içinde proletarya ve devrimci öncü ilişkisi bilimsel ve politik esaslar doğrultusunda kurulamadı.

Yakın tarihimizin gelişkmeleri itibariyle, Gezi Haziranı’nın devrimci kitle eylemini, Rojava devriminin kadro devrimciliğini ideolojik ve örgütsel düzeyde yeniden canlandırdığı bugünkü koşullarda 70 Haziranı proletarya öncülüklü bir mücadeleyi nasıl başarıya götürebileceğimizin verilerini ve derslerini bize hala sağlayan bir siyasal laboratuar işlevi görmektedir.