Zafere Kadar Daima-Fatih Aydın

“ Tarih yolu, Nevski bulvarının* yaya kaldırımı değildir. Tarihin yolu, durmaksızın kimi tozlu, kimi çamurlu alanlardan oluşur; bataklıklardan, yarlardan ve uçurumlardan geçer. Toza boğulmaktan ve ayaklarını kirletmekten korkan kişi her türlü siyasal faaliyetten sakınsın.” ÇERNİŞEVSKİ

Türkiye’de artık alışılmış ve bir tarz haline gelmiş olan devrimci politika alanındaki durağanlık, dağınıklık, kendiliğindencilik vb. deşifre edilerek, bu statükonun parçalanıp kaygan zeminden çıkılması gerekmektedir. Marksizmin devrimci politikası gittikçe nesnel gerçeklikte kendini konumlandırmaktan, var etmekten uzaklaşmaktadır. Bu uzaklaşma dönüştürücü ve müdahaleci gücün kaybolmasına, sadece muhalefet etme zemininde “gevezeliğin” gelişmesini koşullamaktadır. Ve hiç olmadığı kadar bu tarz gelişmektedir. “Eylemsiz sol gevezelikle” devrimci politikanın en önemli ayrım noktalarından biri politikanın dinamik bir süreç olarak ilerletilip nesnel gerçeklikte somut pratik politik taktikleri geliştirmesidir. Bunu geliştirmesinin yegane yolu da pratik politik gerçeklikte “varım” demesiyle mümkün olur. Tek başına günümüzde bu da yeterli değildir. Devrimci bilinç, irade ve tanımının yenilenmesi ve yaşanır kılınması için eylemli olma halinin yaşanır kılınması gerekir.

Pratik politika yapma zorunluluğu pratik devrimciliği doğurur. Bu da sorumlulukla beraber teknik ve taktik aklı, atılganlığı, samimiyeti gerektirir. Buradan hareketle nesnel gerçekliğin tanımını yapmak, somut ilişkiler içerisinde kendini eylemli kılabilmek ve bu sağlandıktan sonra dinamik sürece hitap edebilmenin yollarını açmak ve yine bu eyleyiş içerisinde pratiğin sorumluluğunu üstlenmek, neleri getirip neleri götüreceğini hesaplamak zorunluluğu vardır.

Türkiye devrimci ve sol-sosyalist hareketin kendi sahasında pratik politikadan uzaklaşmasının ve bu sayede oportünist-reformist tarzın yükselişinin nedeni sadece proleterya ve ezilenlere karşı duyulan umutsuzluk olmasa gerektir. Veya faşizme karşı bedel ödemekten kaçınmak da bir neden değildir. Ki faşizmin süreğen bir şekilde varlığını sürdürdüğü bir coğrafyada yaşamaktayız. Devrimci mücadele tarihimiz boyunca bedel ödeyerek bugünlere geldik. Kentlerde, kırlarda, işkencehanelerde katledildik, “aman” dedirtmek için hapishanelerin en karanlık hücrelerine kapatıldık, kaybedildik. Düzen güçlerinin denemedikleri hiçbir şey kalmamıştır. Öyleyse sorun daha ciddi ve yapısal bir sorundur.

Leninci Marksizmin, devrimci hareketimizin taktik zaaf ve “stratejik eskimişliği”ni hem ideolojik- politik hem de askeri-politik formasyonuyla aşmak zorunluluğunu kendinde görmesi, statükoculuğun çarklarına saplanmış, burada oyalanmaktan büyük bir haz duyan oportünizmin siyasal geriliklerini sürece yaydığı dönemin dağılmasının koşullarını meydana çıkarmıştı, çıkarmaya da devam etmektedir. Kapitalist sömürü ilişkileri (ekonomik zor) ile bunun yoğunlaşmış ve ayakta durmasını sağlayan, proleterya ve ezilenlerin isyanını her türlü aygıtıyla baskılayan kapitalist devleti (siyasal zor) ortadan kaldırmak yerine şiddeti tahammül edilebilir seviyeden de çıkarıp yok sayan, sadece muhalefet etmeyi demokrasinin gereği gören, ezen ve ezilenler arasındaki çelişkileri, en temel haklarından yoksun bırakılmış milyonlarca insanın kitleleştirilmesini demokrasi yoluyla dile getiren oportünizmin eylemsizliği ve kaçkınlığı bir tarz olarak siyaset alanını kaplamıştır.

Türkiye devrimci hareketinin sinik bir dönemi yaşadığı apaçık ortadadır. “Leninci Marksizmin örgütlediği devrimci mevzilerin” geliştirilmesi ve güçlendirilememesinin bir nedeni de bu sinik dönemin aşılamamasıdır. Bileğimiz kılıcı sallarsak güçlenebilir ancak. Ve kılıç orada kavranmayı beklemektedir. Yaşadığımız dönemde “geveze solun ajitasyonu” baskın çıkmıştır; “devrimci zor gereksiz, cinayet ve kör bir şiddettir…” Bu durum devrimci hareketin kendi siyasal çizgiselliğini ülke siyasetine işleme iradesini ve gücünü yitirmesinin tezahürüdür.

Oysa ki; dün imkanların kısıtlı olduğu, zor olgusunun yakıcılığından yine mazeretler eşliğinde kaçışların türediği zamanda ortaya çıkan enerji maalesef bugün imkanların ve olanakların genişlediği, teknik ve taktik bilincin geliştiği bir dönemde “Leninci Marksizmin devrimci mevzileri” büyütülememektedir. “Çizgi ve tarzın” gelişememesinin ilk akla gelen nedeni kadroların kurmaylaşamaması ve devrimci pratik mücadelenin edilgin tarzdan çıkamayışı olarak tarif edilebilir. Genel siyasal atmosfer oportünist-reformist lafazanlığın türediği bir gevezeliği doğurmaktadır. Devrimci militan akla gelmeyen olguları da düşünüp sorgulamalı ve sorgulatmalıdır. Komünar olmanın özü ve bilinci de bunu gerektirir.

Komutasındaki pratik süreçle beraber “komutan Yılmazkaya, Kürt özgürlükçülüğünün Devrimci halk savaşıyla yoldaşlaşarak bir devrimci savaş kurmaylığını hazırlık süreci, eylem hattı ve son sözleriyle (Türkiye’de) stratejileştirendi. Kürdün devrimini Türkiye’li devrimin olmazsa olmazı sayan bir siper yoldaşlığınaydı çağrısı.” Komutasındaki pratik süreçle beraber Komutan Bayraktaroğlu’nun da “barikat savaşlarıyla” Gezi’yi devrimcileştirip, bu militan özle beraber tarzı ve çizgiyi süreğenleştirip pratiği Rojava’ya taşıyan bir köprü işleviyle beraber sadece enternasyonalist dayanışmayla değil, kandaşlığın taşıyıcısıyla yoldaşlaşmayı devam ettirerek Rojava’daki devrimci mevzileri tekrar Türkiye sahasına yansıtmıştı. Rojava’da egemenlerin yol vericiliğiyle yağmacılık, katliam yapan yerel işbirlikçilerin ve IŞID’in geri cephe mevzileri olan kurum ve kuruluşları Türkiye’de hedefleyerek devrimci savaş cephesini kendi sahamıza yansıtıp hem pratik devrimciliğin ve militan özün açığa çıkmasını sağlamış, hem de gerçek anlamda birleşik devrim mantığının çizgisel hattını kurmuştur. Aynı zamanda düzenin ideolojik aygıtlarına karşı ideolojik-politik alternatifler üretmek yanında militan devrimciliğin gereği olarak bu manipülasyon aygıtlarını da hedefleyen milis gücünün pratiğini yansıtmıştır.

Ayrım noktaları net ve sarihtir. Oportünist geveze sol sıkıştığında yakınır, sosyal medyadan itiraz eder; militan devrimcilik olması gerekeni yapar: Çizgi ve tarzı itibarsızlaştırmaya çalışan yaygaracılar her zaman olacaktır. Çizgi ve tarzın oportünist-reformist yaygaracılara takılmadan yaşanır kılınması için tabanın enerjisiyle beraber devrimci önderliğin siyasal ve askeri-politik kurulumunu hayata geçirmesi, dipten gelen dalganın faşizmi bataklığa sürüklemesini sağlayacaktır. Yapılması gereken birleşen zincirin tarihsel anlamını kavramak ve devrim kılıcını sallamaya devam etmektir.

Politik sınıf mücadelesi ekseninden uzaklaşmak, pratik politika ağlarını geliştirmemek, düzenin pratik devrimcilik karşısında kullandığı manipülasyon araçlarını halkın üzerinde çok iyi kullanması doğrultusunda mazeretler eşliğinde devrimci eylemi küçümseme, direnişi-direnmeyi gereksiz sayma düzenin tüm saldırıları karşısında hatalara düşmeyi beraberinde getirecektir. Bu müdahale olmadığı taktirde tarihten günümüze egemenlerin üst boyutlarda sergilediği baskıyı, vahşeti, zulmünü kanıksama ve kabullendirme çabalarını kolaylaştıracaktır. Buna uygun taktik politika geliştirilmediği oranda savrulmalar kaçınılmaz olarak kendini devam ettirecektir.

Egemenlerin tüm saldırı politikalarını (ekonomik ve siyasal zor) boşa düşürecek, bunu kitleye anlatabilecek ajitasyon ve propagandayı da aşan ideolojik-politik örgütlenmeyle beraber askeri-politik varlık gösterebilmenin yolları açılmalıdır. Bu temelde yaklaşım göstermeyen, bu saldırganlığın karşısında ciddi bir duruş, atılganlık ve alternatif geliştiremeyen devrimcilik kısır döngüden çıkamayacak ve kitlenin bilinçlerinde şekillenen yanlışları yok etmek ve nihayetinde siyasal arenada karşı duruşu sağlamaktan gittikçe uzaklaşılacaktır.

Egemen sistem her yönüyle bir çöküşü ve çürümüşlüğü yaşarken, işçilerin-emekçilerin, ezilenlerin ezici çoğunluğunun hoşnutsuzluğunu da üzerinde hissetmektedir. Ne ki, üzerine yoğunlaşan tepkileri manipüle edecek, belli bir sınırda tutmayı başarabilen argümanlara hala sahiptir. Öte yandan bunu dağıtabilecek, kitlelerin güvenini kazanıp, tesis edebilecek, manipülasyonları boşa düşürebilecek, tepkileri siyasallaştırabilecek, bir bütünen mücadeleyi bilinç ve motivasyonla hazırlayacak bir önder misyon gelişmedikçe beklenen sonuçlara ulaşmak da pek mümkün olmayacaktır. Pratik politika ağlarının geliştirilmesi ve karşı devrimin gerek ideolojik manipülasyon aygıtlarını dağıtacak bir ideolojik-politik kurulumla beraber gelişecek devrimci şiddet, gerekse de “zor”una karşı geliştirilecek devrimci zorun yaşanır kılınması öfkenin ve kinin devrimci mevzilere kanalize edilmesiyle devrimin de yolunun açılacağı rahatlıkla görülecektir. Bu, gerek kitle üzerinde gerekse de devrimci kadrolar üzerinde yaratılan demoralizasyonun ve bunun yarattığı olumsuzlukların da dağıtılmasını sağlayacaktır.

O zaman bugün yapılması gereken devrimci siyasal davranış tarzlarını geliştirerek devrimciliği teoride ve pratikte sade, akılcı ve emin bir biçimde kullanarak ve tasfiyeci dalganın ötesine geçerek “geveze solculuğun” mümkün olanın peşinde koşturmasına aldırmadan olması gerekeni olması gerektiği gibi yapmak, yaşanan sinikliğin ve kendiliğindenciliğin kulvarından çıkışını sağlamaktır. Bu çıkış devrimci mücadelenin kapısıdır. Dayatılan teslimiyete karşı direnmektir. Emperyalizmin, yerli işbirlikçilerin, AKP-MHP faşizminin siyasal zoruna karşı taarruza geçmektir. Bu da sabır, özveri, cüret göstermekle, bunun bilince çıkarılmasıyla mümkün olacaktır.

İddiamız ve inancımız devrimi zafere taşımaksa, bu mücadelenin ruhunu geçmiş değerlerimizle beraber iliklerimizde hissetmek ve yaşanır kılınmasını sağlamak zorunludur. Teoriyle pratiğin sentezleşebilmesi ve proleterya ve ezilenlerde umut olması teknik ve taktik bilinçli bir perspektifle mümkün olacaktır.

“Biz devrimciyiz ve zora karşı her türlü direnme hakkımız meşrudur. Bu hak, mazlum olmamızdan veya hukuktan gelmez; düşlerimizin, tırnaklarımızın, kanımızın, ödediğimiz ve ödeyeceğimiz bedellerin kazanımı olabilir ancak.” (Orhan Yılmazkaya) Bu da Bostancı’da Nisan ayında yükselen devrim bayrağı ve şiarının tedirgin ruhlara seslenişi olsun… Ferahlamayla beraber umudun sıcaklığını yüreklerinde hissedenlerle birlikte “Zafere Kadar Daima…”

*Moskava’daki en büyük ve düzlüğü ile ünlü cadde