Yeni Aşamanın “Yetmez Ama Evet”çiliği Olarak Chp Kuyrukçuluğu!-Alaz Ateş

Alaz Ateş

alazatess@gmail.com

3 Haziran 2019

Oportunistler 23 Haziran’da chp’nin desteklenmesini akp’den kurtuluş seçeneği olarak gerekçelendiriyorlar. Akp’nin 17 yıllık gerici diktatörlüğünün proletarya ve emekçi halklarda yükselttiği değişim talebini 23 Haziran’da akp’nin karşısına çıkan İmamoğlu seçeneğinde somutluyorlar. Ancak bunun İmamoğlu’nun kişiliğinden ziyade onun modern dindar karakterini kendi politik yönelimine uygun içkinlikte bulan chp’nin desteklenmesi demek olduğunu hepimiz biliyoruz. Oportunistler bu tavırlarını chp’ye yönelik bir kaç cümlelik eleştirileriyle birlikte dile getiriyorlar. Böylece hem akp’ye tavır almış hem de bugüne kadar akp’yi ayakta tutan en temel güç olarak Türkiye büyük burjuvazisinin yedekte tuttuğu ve şimdi öne çıkarttığı chp’nin arkasında sıralanmış olduklarını saklamış oluyorlar.

Oportunizmin bundan başka bir siyasal açılımı zaten olamaz. Akp’ye karşı chp’nin ötesinde bir siyasal itirazı ve bunun örgütünü sunabilmek için bir siyasal çizginin düzen dışı olması ön koşuldur. Oysa oportunizm burjuvazinin proletarya ve emekçi sınıflar içindeki siyasal nüfuzunu temsil eder, örgütler ve geliştirir. Oportunizm burjuva politikaların proletarya ve emekçi halklara pazarlanmasıdır.

Emekçi halkın akp’ye tepkisi, bu partide siyasal temsilini bulan kökü kadim kendi nevzuhur burjuvazinin saraylara, makamlara, emlaklara, vurguna saçılan sefa ve debdebesi karşılığında kendisini müthiş bir borç altına sokarak yüksek oranda işsizliğe, pahalılığa ve açlığa mahkum etmesinden kaynaklıdır. Bugün ülkede %19 işsizlik, %43 pahalılık vardır. Asgari ücret açlık sınırının altındadır. Emekçi halkın bu yoksulluğa ve yoksunluğa duyduğu öfke artık düzen muhalefetinin bile sokağa çağırmaktan korktuğu bir taşkınlık eşiğindedir.

Türkiye’nin geleneksel finans kapitali ve tekeliyle, sanayicisiyle bir bütün olarak büyük sermayesi bu ara sınıf iktidarının emekçi sınıflarda yarattığı öfkenin sistemin bütününe yönelik taşıdığı tehlike itibariyle büyük çapta tedirgindir. Metal sözleşmeleri, 24 Haziran seçim mitingleri ve oynanan seçim oyunları bunun göstergesidir. Bu siyasal kabusun yanı sıra uluslararası ve yerel finans kapitalizm, devlet ihaleleriyle büyütülen yeni yetme burjuvazinin ranttan ve vurgundan başka birikim modeli tanımayan bezirgan kültürünün egemenliğindeki pazarda kendi yeniden üretim imkanlarını bulamaz olmaktan dolayı ekonomik olarak da ciddi bir varoluş kaygısındadır. Son yılın en zenginler listesinden düşmelerinin yanı sıra %50’leri aşan pazar daralmaları içinde öz sermaye borç oranlarını %200’lere taşıyan kredi destekli bir suni yaşam trendinde var olmaya çalışmaktadırlar.

Tarihsel bir ironiyle bop kodlu konjonktürde akp’yi ve temsil ettiği ara sınıfı iktidara getirenler bekledikleri siyasal sonuçları elde edememiş olmaktan dolayı şimdi benzer konjonktürü daha reel dengeler üzerinden işletmek zorunluğuyla bu dengeler içinde ve verili konjonktürde akp’ye yer kalmadığını artık kendileri dile getiriyorlar. Mursi’den başlayan süreci Beşir üzerinden Türkiye’ye doğru estirmeye yönelmiş durumdalar.

Oportunizmin akp laneti arkasında kendini ve düzenin “beka”sını sakladığı chp esaslı gelecek çözümü işte bu uluslararası ve yerel büyük burjuvazinin siyasal ve iktisadi yaşam güvencesini sağlama çerçevesinde oluşturulacaktır. Bunu başka yerlerde de belirttik; büyük sermayeye verilecek güvence büyük ölçekli kredi ve doğrudan yatırım girdilerine kar ve istikrar sağlama temelinde oluşturulacaktır. Bu, ucuz işgücü ve sindirilmiş toplumsal muhalefet demektir.

Rte’nin kendini yeniden uluslararası finans kapitalizme kabul ettirmek için hızla gündeme almaya çalıştığı ama her seferinde kendi boğazındaki ilmiğin daha da sıkılmasına neden olduğu konulardaki, yani ekonomide, hukukta, eğitimde yapılacak küçük makyajlar sonrasında bizi bekleyen, rte’nin gericiliğinde kendini “özleten” sömürge faşizmi/demokrasi sarkacında Güney Kore çağrışımlı süreçler olacaktır. Bu kez tc zorbalığı, devletin asli sahibi; içinde bulunduğu yapısal ve güncel krizi yukarıda aktarmaya çalıştığımız tekelci burjuvazinin emrinde olacaktır. Bütün üretim süreçleri ve bunun üzerinde yükselen siyasal yaşam tekellerin bu krizini aşmaya dönük olarak yaşanacaktır.

Türkiyeli devrimciler, proletarya ve emekçi halklar, bugünlerde akp’nin ortaçağ gericiliğinden ikrah getirip 12 Eylül’ü bile mumla arayan liberallerin, orta yolcu solcuların bundan on yıl önce emperyalizmin çıkarı adına akp iktidarını demagojik “devlet vesayetine karşıt”lık bağlamında “yetmez ama evet” sloganıyla pazarlayıp üste getirdiklerini unutmamalıdır.

Bugün ise, düzenin payandası bu liberal, sol liberal aydın, burjuva ve küçük burjuva sosyalizmi toplamı bu ortaçağ artığı sermaye iktidarına karşı finans kapitali ve onun devletini egemenliğe çağırmaktadırlar. Bunların kendilerini saklamak için chp’ye yönelttikleri eleştiriler bundan önceki dönemde akp’ye yönelttikleri eleştiriler gibi asli burjuva sınıf iktidarına karşı olmayan “yetmez ama evet”çi mızıldanmalar, demagojiler ve sahtekarlıklardır. Chp, devlet kurucu ve düzen koruyucu kimliğiyle yığınların akp üzerinden düzen sınırlarını aşarak düzen dışına çıkmalarını engellemek ve Türkiye geleneksel finans kapitali adına sömürü sistemini korumak için öne çıkıyor, öne çıkartılıyor.

Bir yerel seçim bile olsa, sistem egemenlerinin 23 Haziran’da yapmak istedikleri 31 Mart’ta zorlanan siyasal değişim kapısını yeniden düzene açılacak bir şekilde işlevlendirmektir. 24 Haziran’dan itibaren yığınların değişim taleplerinin düzen içi siyasal araçlarla karşılanamayacağı ve yığınların bunun farkında olduklarını seçime katılma oranlarındaki düşüklük üzerinden ölçebilmekteyiz. 31 Mart seçimleri itibariyle, on milyon seçmenli İstanbul’da yaklaşık iki milyon seçmen oy kullanmamış durumda. Bugün bütün düzen partilerinin bu seçimlerde birleştiği en temel slogan yığınları sandığa çekmektir. Akp de, chp de, hdp de bütün ajitasyonunu ağırlıkla bu zeminde kurmaktadır.

O halde devrimin, devrimci öncünün görevi, apriori, halkın birikmiş devrimci potansiyelinin tekeller dünyasının rönesansı için kullanılmasını, altlık edilmesini engellemektir. Halkın devrimci öfkesini, radikal değişim beklenti ve taleplerini halkın kendisi için iktidara doğru, siyasal hayatın emek eksenli yeniden yapılanması için yönlendirmektir. Bu devrim zorlamasının ön koşulu olan bir devrimci zorlama hattıdır.

Kuşkusuz bugün devrimin örgütlenmesi ve kitle üzerindeki hakimiyeti itibariyle bu yönelimi bir devrimci ayaklanma, bir devrim anı gibi değerlendirmiyoruz, ancak hem bölgesel hem ülke çelişkilerinin birikim yığınağı itibariyle devrimci durumun ön aşamalarını sürmekte olduğumuzun verilerini gündelik hayatta görmez de değiliz ya da düzen solcuları gibi görmezden de gelmiyoruz. Bu nedenle her siyasal göreve devrimci durumun derinleşmesi ve bu derinleşmeyi devrim anına taşıyacak bir mücadele anlayışıyla yaklaşıyoruz. Ajit-prop örgütlenme zeminimizi emekçi kitleleri ayaklanma fikriyle silahlandırıp gerekli anda silahlanma fikriyle ayaklandırmak için düzenliyoruz. Yığınların bilincinin henüz ayaklanma fikrine ulaşamadığı bu dönemde bu seçimleri bu fikrin ajitasyonuyla başlayan ve devrime kadar sürecek kesintisiz bir askeri politik faaliyet dönemine içkin olarak görüyoruz. Bu imkanı yığınların düzen dışı arayışları temelinde değerlendirmeyi esas alıyoruz.

Oportunistler ise kendi görevlerini, yani düzenin siyasal araçları içinde yer edinerek emekçi yığınları düzenin siyasal araçlarına bağlama görevlerini, örneğin he, ödp, vb; doğrudan chp üzerinden, sykp, tip, vb; hdp dolayımıyla dillendiriyorlar. Daha önce seçimleri boykot sahtekarlığına girenler bile, örneğin tkp, tkip; burjuvazinin düzen dışılığına karşı giriştiği bu politik yönlendirmeye harfiyen uyuyorlar, çünkü bütün bu oportunist toplamın temel görevi düzeni burjuvazi adına korumaktır. Bunların düzen sınırlarının ötesine geçme, düzenin inkarını ajite etme niyetleri yoktur çünkü bunlar varlık koşulları burjuva düzen içinde verili olan sol liberal ve küçükburjuva siyasal çizgilerdir.

Bu halleriyle de sosyalizm adına emekçi yığınlar ve devrimci kümelenmeler karşısında sığınabilecekleri bir tek yer vardır; demagoji… Okuyoruz, oportunist kalemşör düzen dışılık’la düzen karşıtlığını birbirinden ayırıyor ve aslolanın düzen karşıtlığı olduğunu söylüyor çünkü onun düzen karşıtlığı düzen dışılığını gerektirmiyor. İdeolojik, politik ve örgütsel yönelim itibariyle düzen karşıtlığını düzen dışılıkda realize etmeyen, düzende kalanlar en genel koşullarda işin sadece söyleminde olan aydınlanmacı ya da bizim özgün süreçlerimiz itibariyle sosyalizmin eyyamcıları, laf ebeleridir. Düzenin sorunları üzerine sayfalarca kalem oynatabilir ama düzene karşı hiç bir devrimci eylem geliştirmezler. Düzenin bir gazete köşesinde, bir üniversite kürsüsünde, bir parti ya da bir sendika ağalığında ona verdiği refah araçlarını ve görevini yerine getirdiği sürece sağladığı dokunulmazlık ya da az dokunulma gibi güvenlik araçlarını sonuna kadar kullanarak emekçi yığınların bilincini efendileri adına bulandırmaya yönelirler. Bunlar için chp düzen karşıtlığıdır, çünkü düzen akp’den müteşekkildir. Düzeni tıpkı tüsiad gibi, imf gibi verili iktidar yani akp olarak görür ve gösterirler. Bu oportunist toplamın verili sistemin ötesine geçen bir siyasal önermeleri bir siyasal iradeleri yoktur. Devrimci değillerdir ki emekçi yığınların öfkesini düzeni yıkacak kertede şekillendirip yönlendirmeyi gündemlerine alsınlar. Onlar için düzen karşıtlığı 23 Haziran’dan 2020’ye ve sonrasına koşturmaktır. Onlar bütün edebiyatlarında akp’nin siyasal suçlarını hem de çok geç bir zaman erimiyle dillendirirlerken arada Gezi Haziranı’nı iktidara karşı bir platform olarak sürdürmek değil söndürmek görevini üstlenmişlerdir. Bu oportunist yığın, sosyalizmin çöküşünü sol siyaset adına “tarihin sonu”na bir dipnot olarak ekleyecek ideolojik-politik çerçeveyi oluşturan Kuruçeşme blokunun devamcılarıdır. Ve kendilerini bu çizgide devam ettirip bu çizgiyi süreğenleştirmek isteyenlerdir.

Oysa artık devran dönmüştür.

Yapısal gereğini düzeltici bir büyük savaşla pratikleştiremeyen emperyalizm, içinde bulunduğu sürekli bunalım periyoduyla dünya proletaryasını ve ezilen halklarını sürekli isyana zorlayan bir açmazdadır. Bu konjonktürel açmaz bölgede, proletarya ve emekçi halklar adına devrimcileşme sürecini uluslararası proletaryadan Filistin’e, şia’dan Kürdistan’a taşıyor. Ülkede ise Yılmazkayacı atılımla açılan perde Gezi ve Rojava’daki komünar kopuşlarıyla ideolojik ve örgütsel varlığını pekiştirdi. Türkiye devrimci hareketinde 90’lardan beri gelen oportunist hegemonya bu kopuş perspektifi ve pratiğiyle dağıtıldı. Komünar yoğunlaşma, Türkiye ve Kürdistan devrimlerinin birleşik hattının batı cephesinde sürekli bunalım uygunluğunda düzene alternatif bir kesintisiz devrim faaliyeti olarak geleceğe yürüyor. Burjuvazinin güncel momenti akp’ye karşı chp’yi değil, düzen dışı, düzen karşıtı, düzeni aşkın, devrimi hedefleyen bir ajit propla boykotu örgütleyen bir devrimciliği kıstas kılıyor.