30 Mart: Öncünün İnkârından Seçim Çaresizliğine* -Tahsin Yılmaz

*Aşağıdaki yazı, tıpkı bugün gibi 30 Mart 2014 yerel seçimlerine denk gelen bir vakitte, bir yerlerde yazılan bir On’lar yazısıdır. Ve sanki tümüyle bugünün anlatısıdır. Tarihin kendi öznesiyle buluşamadığı takdirde bütün gelişimine karşın nasıl bir tekerrür kurgusu barındırdığının belgesi halindedir. Koşullarını onu ilerletmek için kullanamadığın takdirde tarihin kendi tekrarında seni aşındırıp çürüteceğinin uyarısıdır. Anı, yeni bir başlangıç kılmanın zorunluluğuna yönlendirme, bu yönelişte derinleşmenin gereğine vurgudur.
Ali Efe
30 Mart 2019

Onlar tarihin boşluğuna yürüdükleri için kahramandılar.
Tarihin boşluğunu dolduramadıkları için yenildiler.
Tarihin boşluğu tarihle dolar.
Kişi tarihin boşluğunu tarihin koşullarıyla doldurabilir.
Onlar bize tarihimizin boşluğunu gösterdikleri için öncümüzdürler.
Türkiye’nin tarihsel boşluğu halk hareketidir.
Halk sınıflarının, kitle eyleminin düşük profilidir.
Belki bu düzeyiyle dünyada tektir.
Belki bu yüzden siyaset bilimi, halk eylemi dışında aydının özerk öncü insiyatifini bu topraklar üzerinden adlandırmıştır.
Jön Türk’lük!
Türklüğün sömürge zulmüyle eşanlamlı hale geldiği, Türklüğe karşı bir halkın özgürlük savaşımının yükseldiği bu günkü koşullarda bu tanım alerjiktir.
Reaksiyonun en çok olduğu moment bilgide de sıçrama anıdır.
Bilinmelidir;
Narodnizm, Bolşevizm nasıl Slav gerçeğinde şekillenmiş ama salt Rus olmayan kavramlaştırmalarsa, Jön Türklük de öyle, Ortadoğu/Osmanlı gerçeğinde şekillenmiş ama salt Türk olmayan bir kavramlaştırmadır.
Guatemala’dan Güney Kore’ye sınıf dışı siyasal insiyatifin siyaset bilimindeki tanımı budur.
Bir yanıyla Türkiyeli, Mısırlı, Suriyeli, Libyalı kemalci, baascı ordu gerçeği, diğer yanıyla Tahrir’den Taksim’e, Hürriyetçilikten Devrim’e devrimci aydın gençlik hareketinin tarihsel uzanımı budur.
Halk sınıflarının biat ve tevekkülle durduğu yerde halk adına harekete geçen öncü davranışıdır.
On’lar nev zuhur bir gelgeçlik değildir.
Latin devrimciliği kendi köklerini Bolivar’da, Farabundo Marti’de bulabildiği ölçüde bu toprakların tarihine aittirler.
Onlar, öncelleri meşrutiyetçi, kuvayı milliyeci, hürriyetçi olanların Dev-Genç’leşmesidir.
Halkın algısında gençlikle sosyalizmi özdeşleştirecek kadar devrimci öğrenci gençlik hareketidir.
PKK tarihi de “talebeler”le başladı.
Bu toprakların siyaset tarzı budur.
Zaaflarının nedenlerini bilince çıkartmaktansa buna toptan küçük burjuva inkârcılıkla yönelmek tarihe sırtını dönmektir.
Tarih adamı çarpar; kasetlerden [şimdi chp vb’den..-nb] değişim umar hale getirir.
Sefillik!!
Sorun öncünün insiyatifinde değildir.
Toplum ontolojik varlığını siyasal yokluğuna denkliyorsa, onun yarattığı boşluğu yok olma pahasına doldurma görevi öncünündür.
Yok olurum diye bu misyondan uzak kaçanlar zaten yok olanlardır.
Öncülük her zaman dönüştürücülüğe tekabül etmeyebilir.
Dönüştürücülük tarihsel olandır.
Öncülük siyasal olan..
Tarihsel olanın kendi siyasalını üreteceği apriori değildir.
Bu batılı, lineer, kendiliğindenci tarih bakışıdır.
Doğunun tarihselliği kendi tarihiyle düğümlüdür.
7 bin yıllık bezirgânlığın ortaçağlar tekerrürüdür.
Bezirgânlık üretenle tüketenin mesafesinde var olur.
Elbirliği/kolektif aksiyon üretici gücünün törpüsü, ruhsal dayanışmanın, bilinçsel ortaklaşmanın düşmanıdır.
Doğunun halk gerçeği bu tarihsellik içinde bir oluştur.
Bu halk gerçeği karşısında devlet gene bu topraklar için tanımlanan “doğu despotizmi”nin kendisi olur.
Ve işte burası, tarihsel diyalektiğin tam da burası, onların öncü insiyatifini gerekçelendirdikleri noktadır.
Burası devlete karşı ayaklanma geleneğinin kurulamadığı tarihsel alandır.
Devlet kendi bitmişliğini haykırırken bile halkın yok olduğu yer burasıdır.
Burası tarihimizin kara deliğidir.
Sadece Erdoğan değildir, siyaseten süpürülen.
Halkın istediği kadar solculuk yapmak isteyen devrim kaçkını düzen soytarılarının da süpürüldüğü delik burasıdır.
Madem ki burası halkın siyasal varlığının düşük olduğu bir ülkedir, o halde burada çağın tarihsel çağrısı kendi karşılığını başka sosyalliklerde bulur.
Ülkenin “makus tarih”ini değiştirmek için müdahale etmek bu tarihsel boşluğu doldurmak için girişilen eylemdir.
Doğulu tarihin düğümü barbarın kılıcında çözümlüdür.
Türkiyeli devrimci gençlik atılganlığı bu tezahürdür.
70 devrimciliği tarihin çağrısına uyumdur.
Türkiyeli halk gerçeğinin yarattığı tarihsel boşluğa yürüyüştür.
Tarih “sosyal sınıf”lar üzerinden yürür.
Halkın siyasal ataleti tezine gençliğin devrimci atılganlığı anti-tezdir.
Sentez, sırf yenildiği için yenilmiş olanın nihilist inkârında bulunamaz. Sentez, tarihi bir üretici güç olarak değerlendirebilen bilimsel sosyalizm yöntemindedir.
Ve işte burası, tarihsel diyalektiğin tam da burası, bilimsel sosyalizmin, melez kapitalizmin boz bulanık suyu içinde yığınların siyasal gerçekleri görmeleri için partilerin, yığın örgütlerinin yetersiz kalacağı yerde devrimin , devrimci örgütlenmelere ve vurucu güçlere ihtiyacını saptadığı yerdir.
Öncü, sınıfın bıraktığı boşluğu doldurmaya öykünen değildir.
Öncü, sınıfı bıraktığı boşluğu doldurmaya ajite edendir.
Öncü, devrimin öznesi olmadığını bilen devrimci öznedir.
Öncü, tarihsel oluşunu biat toplumu içinde gerçekleştiren sınıfın ambargolu devrimciliğine tabi olan değil, bu ambargoyu patlatmaya yönelen sınıf devrimcisidir.
80’ler 90’lar derken yeni yüzyılda sol siyasetin sıfırlanması 70 devrimciliğini analiz etmekteki başarısızlığındandır.
Ülke ve bölge tarihinden güç alan devrimci atılganlığı sınıflar mücadelesine uygun modernizasyona uğratacağına sistemin boşluğunda yok olmayı tercih eden niyetsizliğindendir.
Burjuvazi bugün kendi tükenmişliği üzerinden “ihanet” tartışması yapıyor.
Devrimciler de yapmalıdır.
Türkiye solu devrimci öncü anlayışını kategorik olarak reddetmiştir.
Gezi Haziranı bu reddiyeyi oportünist ihanet olarak suçüstü yakalamıştır.
Burası Türkiye solunun siyasal olarak sıfırlandığı noktadır.
Egemenlerin “artık yönetemiyoruz” diye girdikleri paniğe karşı nerede ezilenlerin “eskisi gibi yönetilmek istemiyoruz” haykırışları?!
Oportunistler gösteriyor:
30 Mart [31 Mart.. -nb] seçim sandığında!!..
Devrim nesnelliğini burjuvazinin seçim sandığına mahkûm eden Türkiye oportünist soludur.
Kendisini seçim sandıklarının güvenliğine görevli kılan, daha öte hiçbir işlev taşımayan Türkiye oportünist solu..
70’lerin parlamentarizmi “iktidar olmak için 2040 yılı beklenemez” diye eleştiriliyordu. Neredeyse geldik. Veriler itibariyle bugün bu tarihi en az birkaç yüzyıl öteye çekmek gerekiyor.
Oysa Gezi Haziranı gösterdi; belki de devrim yarın gibi yakın.
Ama bu devrimi kadim tarih tortularının altından silkeleyerek açığa çıkartacak bir devrimci öncünün devrimci savaşının yokluğunda yüzyıllar kadar uzak.
Yarınki devrim için birikmiş potansiyeli gelecek yüzyıllık burjuva egemenliğinin rönesanslarında tüketilmesinin önü ancak devrimci öncünün devrimci savaşıyla alınabilir.
Ama önce otokritik..
Teknik, taktik değil, yapısal otokritik..
7 binyıllık siyaset bezirgânlığı salt egemenlere mi aittir?
Hangi yapının iç tartışmalarında “şark kurnazlığı” argümanı eksik kalmıştır?
Sınıf dışında durup partileşme, parti olayım derken kulüpleşme, neredeyse 50 yıllık bir geçmişte aynı insan-küme ilişkilerini gruptan örgüte, örgütten partiye geçirerek etiketlemek neyin Kayserililiğidir?
RTE’nin başkalarının kutsalları üzerine akıttığı sahte gözyaşlarıyla oportünizmin önderlerimizi içi boşaltılmış ikonlar haline getirip siyasal çürümüşlüklerine dayanak kılması arasındaki fark ne kadardır?
Vb..
Öncünün saflığı da, öncüde saflaşma da savaşın sıcağında açığa çıkıyor.
Tarihin boşluğuna, tarihin boşluğunda kaybolmamak için onlarla, öncülerimizle yürüyoruz.
Sandıksal çaresizlik oportünizmde kalsın.
Bizim için;
“Kavga sürüyor!”
30 Mart 2014

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir