DKP/BÖG MYK 2.Kongre Değerlendirmesini yayınladı

19 Şubat tarihinde 2.Kongresini gerçekleştirdiğini duyuran DKP/BÖG Merkez Yürütme Komitesi, 2.Kongreye ilişkin değerlendirme metnini yayınladı. Metnin tamamı aşağıdaki gibidir.

Değerli Yoldaşlar,

Örgüt ve mücadele hayatımızın stratejik önemde bir aşamasını tamamlamış bulunuyoruz.

DKP/BÖG 2. Kongresi bütün zorluklara ve sıkıntılara karşın başarıyla gerçekleştirildi.

Bu kongremiz partiye ve mücadele çizgisine düşman parti içi eğilimlerin salt örgütsel düzeyde değil, ideolojik ve siyasal olarak da tasfiye edildikleri bir platform oldu. Parti ve mücadele hattı yeniden yapılandırıldı.

Partinin Parti Karşıtı Çizgi ve Eğilimlerle Mücadelesi

Kuruluş kongresinden sonra parti ve savaşçı yapısında “kopuş” olarak tanımladığımız yeni bir siyasal düzlemde ve DAİŞ ve TC gibi güçlü düşmanlarla askeri zeminde girdiği ağır mücadele, sadece öncü komutan ve kadro kayıplarına ve örgütümüzün zorlanmasına yol açmadı. Aynı süreçte, bu olumsuz gelişmeleri fırsat bilen tasfiyeci eğilim örgütü yeniden kopuşma hattının gerilerine çekebilmek amacıyla ideolojik ve siyasal hegemonya kurmaya ve kopuş çizgisinde ısrarlı kadroların tasfiyesi üzerinden örgütü ele geçirme faaliyetlerine girişti. Ancak partinin kuruluş ideolojisi ve kadro ve savaşçı yapısının devrimci mücadelede ısrarı tasfiyeciliğin bu niyetlerini bütün olumsuz koşullara rağmen kursağında bırakmaya yetti. Ayrıntısını ilgili parti edebiyatlarında bulabileceğiniz süreçler sonunda tasfiyecilik tasfiye edildi.

Kuşkusuz ki tasfiyeciliğin tasfiyesi tek başına örgütümüzün içinde bulunduğu olumsuz koşullardan çıkmasına yeterli değildi, çünkü tasfiyecilik yukarıda da belirttiğimiz gibi ağır mücadele koşullarının örgütümüzde yarattığı tahribattan cesaret alarak kendini ve faaliyetlerini açığa vurmuştu ve bu cüretkâr ve açık faaliyetiyle örgütümüz üzerinde daha da tahrip edici bir etki yaratmıştı.

Tasfiyeci kriz her şeyden önce örgütümüzde az çok sarsılan özgüveninin daha da derinleşmesine yol açtı ve tasfiyeci şef ve yandaşları örgütteki güven ve özgüven dayanaklarının imhası üzerine özellikle çalıştılar. Tasfiyeci şef, geleceğe dair başarı duygu ve inancından yoksun kadroların tasfiyecilik etrafında toplanarak bir kaçış kervanı oluşturabileceğini düşünüyordu. Açık faaliyeti içinde buna dair bazı girişimlerine de zaten uygulama imkânı bulabilmiş, kimi kadroların örgütten elini kolunu sallaya sallaya çekip gidebilmesinin provokatif meşruiyetini örgütte yaratmıştı.

Kalan kadrolarımız her ne kadar örgüt çizgisinde ısrarlı idilerse de geleceğin nasıl yeniden örgütlenebileceği konusunda hem kendilerini yeterince güçlü görmüyorlardı hem de bu gücü eldeki potansiyelimizin yeniden üretebileceği konusunda kuşkular taşıyorlardı. Bunun örgüt hayatımıza doğrudan yansıyışı ise örgütümüzün önderlik sorunuydu. Örgütümüzü yeniden devrimci iddialarına doğru örgütleyerek yönlendirebilecek bir öncü hattın ve bunun kurmaylarının ortaya çıkarılabilmesine dair kuşkular tartışma platformlarında zaman zaman dillendirilebiliyordu.

Örgütümüz bütün bunların üstesinden gelebilmek için uğraşırken daha henüz tam manasıyla onarılıp güçlendirilememiş örgüt yapımıza bu kez tasfiyeci krizin artçı dalgaları vurmaya başladı. Örgütün kopuş momenti ve parametreleri üzerine kuşku ve hatta karşıtlık taşıyan bir eğilim tasfiyeciliğin yol açtığı krizi kendisine ait bir haklılık verisi olarak ileri sürerek tersinden bir şekilde ama tasfiyecilikle aynı doğrultuda örgütümüzü kopuş hattının gerilerine doğru çekmeye çalıştı.

Parti literatürümüze bozgunculuk olarak geçen bu eğilim örgütün yeni mücadele hattının ideolojik ve siyasal derinleşmesinin önüne barikatlar kurarak bu geri çekişin uygun koşullarını bulacakları bir ideolojik ve siyasal kaos ve durağanlık yaratmak gayretindeydiler. Dolayısıyla tasfiyecilik nasıl örgütsel zemindeki zaafımızı ideolojik ve siyasal hâkimiyeti haline dönüştürmeye çalışıyorduysa bozguncu eğilim de örgütün kopuş momentini ideolojik ve siyasal zeminde derinleştirememiş olmasının yarattığı zaaflı alanı kullanarak örgütte egemenlik kurmayı hayal ediyordu. Ancak bozguncu eğilimin de kendini gösterdiği bütün saha ve platformlardaki sonu tasfiyeciliğinkinden farklı olmadı. Partinin etkinliğini sürdürdüğü bütün alanlardaki çizgisel konumlanmaları tasfiye edildi. Etkileri altındaki yoldaşlar hızla örgüt yapısı ve çizgisiyle bütünleşirken bozguncu eğilimin temsilcileri tecrit oldular.

DKP/BÖG ikinci kongresi, tasfiyeciliğe, bozgunculuğa ve örgüte ve mücadeleye düşman her tür eğilime karşı bizim devrimci cevabımız oldu.

Kongre Başarısının Gücü: Kadro ve Önderlik Birliği

Örgütümüzün ağır olumsuz koşulların varlığına karşın hem tasfiyeciliğin hem bozgunculuğun saldırılarından bu kertede üst düzeyde bir başarıyla kurtulabilmesinin iki ana nedeni vardır.

Birincisi, önderlik ve ileri kadro kayıpları sonrasında tasfiyeciliğin de özel çabalarıyla belli bir moral ve irade düşüklüğü yaşanmış olsa da DKP/BÖG’ün kadro yapısı bu süreçten çıkılması doğrultusunda oldukça inançlı, kararlı ve inatçı bir kimlik sergilemiştir. DKP/BÖG kadroları bir kadro ya da savaşçıda olması gereken bu önemli özelliklere sahip olduklarını DAİŞ ve TC gibi zulüm ve şiddet gücü yüksek düşmanların karşısına yasal, demokratik bir düzen siyaseti içinde edindikleri bir dirençle çıkmalarına karşın kahramanlık düzeyinde başarılar göstererek kanıtladılar. Kaçkın tasfiyecilerle yılgın bozguncular kadro ve savaşçı yapımızın bu üstün değerlerini kavrayamadılar, daha doğrusu kendi teslimiyet çizgileri için bu değerleri görmezden geldiler; kaybettiler. Kadro ve savaşçı yapımız hem tasfiyeciliğin hem de bozgunculuğun karşısında güçlü devrimci aidiyetleriyle durarak onları ideolojik, politik ve örgütsel düzeyde ezdi. Bu, içinden geçtiğimiz örgütsel krizi aşmamıza imkân sağlayan birinci etkendi.

İkinci etken ise tasfiyeciliğin bütün dağıtıcılığına karşın örgütümüzün kolektif hedeflerini en ileri düzeyde hayata geçirebilecek ve keza örgütümüzün kolektif kabulünü taşıyan bir önderlik mekanizması kurabilmemizdi.

Geçici Yönetim Komitesi (GYK) adı altında örgütlenen bu önderlik kurumu, zaten geçici nitelemesiyle örgütü asli hedefine, yani yeniden yapılanmamızın asli platformu olarak kongreye taşıyacak bir organ olmakla yükümlü kılınmıştı. Geçiş döneminin dağınıklığı içinde örtük kalmış kimi sorunlu çizgi ve eğilimlerin bu komite üzerinden kendini örgüte dayatmasının hem koşulu yoktu hem de GYK buna niyetli hiçbir üye barındırmıyordu. Bu niteliğiyle GYK, tasfiyeci şef ve yandaşları üzerinden ağzı yetkili kadrolardan yanmış bir kadro ve savaşçı yapısına giderek güven veren ve bu güveni, örgütsel demokrasinin en gelişkin haliyle işlerliğe sokulduğu bir merkeziyetçilikle kurumlaştıran bir yönetici organ yetkinliği gösterdi. Örgütün yurt dışı, ülke ve alt saha gibi geniş bir coğrafyaya dağılmış kadro gücünün iradesini sürekli organ işleyişi içinde toplayan ve kolektif iradeyi gene organ işleyişi içinde pratikleştiren bir yönetim tarzı kadro ve savaşçı yapımızın hem kendine özgüvenini geliştirdi hem de örgütsel bütünlüğümüze olan güven ve inancı yükseltti. Bu da, daha henüz kongresini yapmamış, belli bir dağınıklığın zaaflarını tümüyle kurutamamış bir örgüt yapısıyla da olsa tasfiyeciliği ve bozgunculuğu aşabilmemizin ikinci temelini oluşturmuştur. Kongreye giden süreç içinde, tasfiyeciliğin tahribatı ve bozgunculuğun etkilerinin üstesinden düşünülenden daha kolay gelmemize bu iki koşul imkân sağladı.

Bu süreçte, öncelikle, yaşanan örgütsel krizin otokritiği bütün boyutlarıyla ve derinlikli bir şekilde yapıldı. Tasfiyeciliğin Tasfiyesi adlı örgüt belgemizde belirtilen bütün yapısal zaaflarımız, bunların bir tezahürü olarak ortaya çıkan haliyle kopuşun ideolojik ve siyasal olarak derinleştirilememesi parantezinde toparlanarak somutlandı. Örgütsel kopuşun ideolojik ve siyasal derinliğinin sağlandığı koşullarda hem yapısal zaaflarımızı bütün türevleriyle görebilmemiz mümkün olacaktı hem de bu zaafların yol açabileceği sorunların çözümlerini üretmek ve zaafların üzerine yürümemiz kolay olabilecekti. Bu yaklaşımla, önemli ve öncelikli bir dizi başlıkta geniş kapsayıcı tartışmalara ve bu başlıklara dair eğitim süreçlerine yöneldik. Parti örgütlerimiz içinde özellikle askeri sahadaki kadrolarımız bu çalışmalarda öncülük yaptılar. Bunu belirtmek, diğer sahalardaki yoldaşlarımızın emeklerini asla değersizleştirmez ama şu açıdan önemlidir ki, askeri bir konumlanmanın yoğun ve zorunlu mesaisi dışında bu tür bir çalışmaya da başarılı şekilde yoğunlaşabilen bir kadro ve savaşçı yapısının varlığı örgütümüzün gelecekteki başarılarına dair kararlılığımızın ve inancımızın bir göstergesi durumundadır.

Kongre Başarısının Temeli: Güçlü Katılım

Örgütsel kriz sürecini neredeyse bütün neden ve sonuçlarıyla tüketen bu sonuca, yani kongreye, ideallerimize bağlılığımızdaki samimiyet ve mücadelenin gerektirdiği ciddiyetle yürüyerek ulaştık. Bu ölçüyü, GYK’nın kuruluşuyla eş zamanlı olarak bir Kongre Örgütleme Komitesi’nin kuruluşunda görebiliriz. KÖK, kongreyi örgütleme faaliyetinde özellikle bir konuda uyarıldı ve görevlendirildi: KÖK, bütün parti örgütlerinin kongreye görüşleri ve delegasyonlarıyla doğrudan katılımını sağlamalıydı. Özellikle kriz süreci tartışmalarının bir daha arkamıza dönmemizi gerektirmeyecek şekilde tüketilmesi ve geride bıraktığımız yolun krizden çıkış sürecinde önümüze yeni tartışmalar koyacak zaaflar taşımaması gündemimizdeki görevlere sağlıklı bir şekilde yoğunlaşabilmek için oldukça önemliydi. Bu önemin gereğini partinin kuruluş sürecindeki kimi zemin zaaflarının daha sonra içine düşülen örgüt sorunlarında sürekli bir temel nedenmiş gibi önümüze sürülmesinden biliyorduk. Bu yüzden kuruluş sürecinin tartışma boşlukları dâhil bu döneme içkin temel tartışmaların önümüzdeki yürüyüşü gölgeleyemeyecek kertede tüketilmesine özel önem gösterildi.

Bunun için iki şey gerçekleştirildi; birinci olarak asgari ideolojik/politik sentez düzlemi başarıyla kuruldu. Uluslararası marksizmin ideolojik krizinin sürmekte olduğu ve emperyalist dünyanın yeniden paylaşım gibi özel bir konjonktüründe ve doğulu bir tarihsel ve toplumsal formasyonlar dünyasında elbette bütün yayılımları ile bütün tartışmaları tüketmek mümkün değildir. Bunlar uzun yılları alacak uzun mesailer gerektirmektedir. Ancak diğer taraftan, içinde bulunduğumuz koşulları doğru algılayıp devrimin güncel ihtiyaçlarına yanıt olabilecek asgari bir yürüyüş hattı ve tarzını gene marksizm-leninizmin temel ilkeleri ve yol göstericiliğinde belirlemek mümkündü. Biz de Lenin’in önerdiği tarzda, yürünmesi gereken yolu saptayıp yürüyebilecek ideolojik ve siyasal cesaret asgariliğini olabilen en azami ölçüde kurarak yola koyulmayı tercih ettik. Kongre platformunda ortaya çıkan metinlerimiz asgariliklerimizi ve bu konulara içkin konferans kararlarımız da daha üst sentezlere ulaşma programımızı önümüze koydu.

İkinci modelleme ise şöyle kuruldu: Kongre öncesi konferans ve eğitimlerimiz zaten bütün parti örgütlerinin bilgisine ve değerlendirmelerine sunulmuştu ve parti örgütleri de bu zeminde kendi görüş ve eleştirilerini keza diğer parti örgütlerine iletmekteydiler. En son aşamada kongre edebiyatı bu görüş ve eleştiriler zemininde hazırlanarak bir kez daha parti örgütlerinin görüşlerine sunuldu. Parti örgütleri bu belgeler üzerinden tartışarak hem varsa farklı görüş ve eleştirilerini dile getirdiler hem de doğrudan uygun delegasyonlarıyla kongre zeminine doğrudan katılım sağladılar. Bu çabaların sonucunda kongremiz örgütsel katılımın güçlü olduğu bir düzeyde gerçekleştirildi. Bütün bu gerekli ve devrimci demokratik çalışmayı KÖK yürüttü. Bu çalışmanın sonucunda Kongre kararları ve önümüzdeki yürüyüş açısından bir kolektif süreç eksikliğine dair herhangi bir eleştiriye herhangi bir zemin bırakılmamış durumdadır.

Kuşkusuz ki bu konuda sofuca bir mutlaklıktan bahsetmiyoruz, çünkü unutulmamalıdır ki kongresinden bahsettiğimiz örgüt yasa dışı bir devrimci savaş örgütüdür ve bu örgütün kongresi sadece Türkiye gerici faşist iktidarının değil aynı zamanda uluslararası burjuvazinin de imha ve tasfiye ihtimallerinden sakınarak yapılmak zorundaydı. 2. Kongre bu kısıtlamalar göz önüne alınarak ancak kongrenin devrimci kolektif niteliği için kaçınılmaz olan örgütsel katılım sağlanarak gerçekleştirildi. Bütün bu sürecin başarısını esas olarak KÖK örgütlenmemiz sağladı.

Kongre Başarısının Ölçütü: Örgütsel Bütünleşme

Örgütsel katılımın güçlü olmasının gereği örgütsel bütünleşmenin ön koşulu olması nedeniyledir. Bu kongrenin üstesinden gelmesi gereken en hayati konulardan biri içinde bulunduğumuz örgütsel dağınıklığa bir son vermesi idi. Bunun için örgütsel yapımız kongrede bir örgütsel bütünleşmeye varabilmeliydi. Bir kongrenin örgütsel bütünleşme zemini olabilmesi için o kongreye örgütsel katılımın güçlü olması gerek şarttır. Ancak salt bununla arzulanan bir örgütsel bütünleşmeye varmak mümkün değildir. Örgütsel bütünleşmede yeter şart için güçlü örgütsel katılımın örgütün güne ve geleceğe dair değerlendirme ve kararlarında da nitelikli bir buluşma sağlaması gereklidir. Ve öyle oldu. Bütün derinlikli ve heyecanlı tartışmaların sonucunda kongre kararları oy birliği ile alındı.

Burada basitçe ifade edilen örgütsel bütünleşme, kongrenin ideolojik ve siyasal olarak örgütün değerlendirme ve kararlarında kadro yapısının tümünü kapsayan bir buluşma platformu olması demekti. Ve örgütümüzün yukarıda bahsedildiği gibi oldukça ağır bir süreçten oldukça hırpalanarak çıktığı hatırlandığında bu ideolojik ve siyasal bulaşmanın ne denli zorlu bir süreç ve geleceğe dair bir yürüyüş kararlılığı gerektirdiği daha da anlaşılır olacaktır. Elbette bu zeminin bir de geleceğe dönük yüzü vardır. Bütün bu hırpalanmışlıktan geleceğe dair umutlarla ve başarıya dair bir inançla çıkabilmenin ön koşulu olarak kongrenin bir tür yeniden kuruluş platformu oluşturup örgütümüzü yeniden yapılandırmayı başarabilmesi gerekiyordu.

Açıktır ki bu yeniden yapılandırma süreci keza geçmişin değerlendirmelerindeki ideolojik siyasal buluşmayla koşullu olacaktı ancak her geçmiş değerlendirmesinin geleceğe dair alternatifli çıkışlar içermesi nedeniyle yeniden yapılanma zemini geçmiş değerlendirmesinden çok daha kesin ve ileri bir ideolojik ve siyasal buluşma sağlamak zorundaydı. Örgütümüzün ihtiyaç duyduğu yeniden yapılanmaya ancak bu temelde ulaşabilirdik.

Örgütsel Bütünleşmenin Bir Sonucu Olarak Yeniden Yapılanma

DKP/BÖG kongresi geçmiş olumsuzlukların bilimsel inkârı ve bunların ardıl potansiyellerinin tasfiyesi doğrultusunda bütün bu gerek ve yeter şart bütünlüğünü sağlayarak örgütsel bütünleşmemizin platformu oldu. Örgütsel bütünleşmenin başarı düzeyinin ölçümü açısından iki veri üzerinden konuşmak mümkündür.

Bunlardan birincisi olarak, kuruluş süreci boşluklarından yararlanarak ideolojik ve örgütsel yaklaşımıyla örgütün stratejik bütün temellerini kuşatan ve örgüt dinamizmini körelten tasfiyeciliğin klasik revizyonist örgüt ve mücadele anlayışı partinin askeri politik bir örgüt ve mücadele anlayışında yeniden yapılandırılmasıyla aşıldı. Yeniden yapılandırmanın bu düzeyine örgütün bütün alanlarında uzun ve geniş katılımlı tartışmalarla varıldı. Kongrede bu kolektif sentezi en geniş bağlamlarıyla sorunsuzca karar altına almak mümkün oldu. Bu sonuç, ideolojik ve siyasal temelde örgütümüzü yeniden yapılandıracak bir örgütsel bütünleşme içinde olduğumuzun en birincil kanıtıdır.

Burada ikinci veriye geçmezden önce ikinci verinin ön koşulu olarak bütünleşmeyi vurgulamak için tekrar kaçınılmazdır: hemen bütün bu verilerin arkasına koyduğumuz tahkimat kongre kararlarımızın bütününün oybirliğiyle alınmış olmasıdır. Bu gelişme bir yanıyla kongre öncesi hazırlık sürecinin başarılı bir şekilde örgütlenmesiyle alakalı olduğu kadar, gene kongre platformunda yapılan zorlu tartışmalarda, tutulacak yol, varılacak hedef üzerinde birleşmenin verdiği netlikle kolektif karar birliklerinin yaratılmasıyla gerçekleşti.

Ve devamla, ikinci olarak, örgütsel bütünleşmemiz kendini sadece ideolojik ve siyasal çerçevede göstermekle kalmadı aynı zamanda bu zemini örgütsel sonucuna da taşıdı; güçlü bir önderlik mekanizması inşa etti. s

Güçlü Bütünleşmenin Temsili Olarak Güçlü Merkezileşme

Ağır savaş koşulları içinde kurucu komutanların ve ileri kadroların yitimi üzerine kaçkınlık inşa etmeye çalışan tasfiyeci ajitasyonun amacı bir taraftan kadro ve savaşçı yapısının özgüvenini zedelemekse diğer taraftan da artık güvenilir bir önderlik hattı ve mekanizmasının kurulmasının imkânsızlığı algısını örgütte egemen kılmaktı. Tasfiyecilik bu havayı örgüt hayatımızda sürekli cari kılabilmek için kadro ve savaşçıların birbirleriyle hiçbir temelde güven ilişkisi kurabilmelerine imkân bırakmayacak kertede dedikodu ve spekülasyona dayalı bir cadı kazanı mekanizması işletti. Tasfiyeciliğin tasfiyesinden sonraki süreçte GYK güven temelindeki bu sarsılmanın birçok tezahürüyle karşılaştı ve bunu aşmayı esas alan bir çalışma yürüttü.

Bir diğer taraftan kurucu Ulaş komutanların doğal önderliklerinin boşluğu örgüt hayatımızda bir gerçeklikti. Tasfiyecilik kendi faaliyeti içinde daimi olarak bu boşluğu istismar etmeyi ve dağıtıcı ajitasyonunu bu boşluk içinde etkin kılmayı sürdürdü. Partimiz şimdi yeni ve zorlu bir sürece yelken açarken bu önderlik boşluğunu siyasal bilinç ve iradi bir bütünleşme temelinde mutlaka ve güçlü bir şekilde gidermek zorundaydı. Bu zorunluk örgütsel yeniden yapılanmamızın en kritik ve en hayati halkasını oluşturuyordu. Sonuçta, parti, kongreye yönelik çalışma tarzı ve yöntemi sonrasında sağladığı güçlü katılım ve güçlü bütünleşmeyi kapsayıcı ve güvenilir bir önderlik inşasıyla taçlandırmayı başardı. Kongre, parti önderliğini partinin programatik ilerleyişini en başarılı şekilde hayata geçinebilecek en ileri bilinç, kararlılık ve tecrübe düzeyi taşıyan kadrolarını merkez komite haline getirerek oluşturdu. Kongre aynı zamanda bu merkez komiteyi, örgütün herhangi bir düzeyde yeniden önderlik krizi içine düşmesine ve keza, önderlik kurumunun örgüte yabancılaşarak savrulmasına engel olacak şekilde denetleme ve kontrol mekanizmalarıyla tahkim ederek yapılandırdı.

Önümüzdeki dönemde örgütün içinde bulunduğu pratik/politik ataleti kıracak ve ideolojik/siyasal üst sentezleri zorlayacak bir faaliyet içinde bulunması gereği önderlik kurumumuza oldukça hayati görev ve sorumluluklar yüklemiştir. Elbette her örgüt açısından önderlik kurumu oldukça hayatidir ama bizim içinden geçtiğimiz ve henüz tam olarak çıkamadığımız sorunlu örgütsel ve politik pratik itibariyle önderlik kurumumuz bir taraftan mücadeleyi, diğer taraftan örgütsel zemini güçlendirmek zorundadır. Örgütsel kriz içinde olmadığını varsaydığımız diğer örgütler, örgütsel faaliyetin başarısızlığını, faaliyetlerini düzenleyen bir dinamik döngü içinde olmaları üzerinden aşabilirler. Oysa kendi oturmuş rutinindeki bir örgüt açısından geçerli olmayan ama bugün bizim için özellikle kaçınılmaz olan kıstas itibariyle önderlik, sadece yürünecek doğru yolu öngörerek bu yolda örgütü yönlendirmek, yönetmek değildir; önderlik aynı zamanda kadro ve savaşçı yapısının verili ideolojik ve siyasal düzeyinin temsiline yerleşerek bu düzeyi kendi içinde geliştirme misyonudur. Yani öncü kadro ile parti kadrosu arasında daimi bir alışverişi, gelişen bir dizge içinde sürekli yeniden üretebilme yeteneğidir. Biz bu potansiyeli taşıyabilen bir önderlik mekanizmasını bu beklentilerimiz çerçevesinde oluşturabildik. Bu kongremizin başarısıdır.

Bu kapsayıcılık, elbette, bizim gibi askeri politik bir örgütün sistemsel işleyişinde ağırlık yaratmayacak şekilde olmalıdır. Bir diğer taraftan da, özellikle siyasal mücadelenin olanca hızıyla sürekli yenilendiği bir ülke ve coğrafya siyasetinde, yönetim ve yönlendirme, bu hıza ayak uyduracak bir formatta inşa edilmek zorundadır. Önderlik mekanizmasının bu misyon gereklerini bilen ve farkında olan kongre, bir tarafıyla önderlik ve kadro yapısı arasındaki etkileşimsel diyalektiği en geniş bir şekilde kurarken aynı zamanda bunu pratik bir düzemde siyasal üretkenliğin ve manevra gereğinin ihtiyacı olan bir hıza da sahip kılabilmek için en dar kurumlaşmaya gitmeyi de başardı. Örgüt tüzüğü bu önderlik ihtiyacı ve gerçeği temelinde yeniden şekillendirildi. Böylece ideolojik ve siyasal yeniden yapılanmanın örgütsel karşılığı güçlü katılım, güçlü bütünleşme ve güçlü önderlik dizilimi içinde ortaya çıkarıldı.

Örgüt ve Mücadele Hattında Yükseliş İçin Kadro Rönesansı

Aşağıdan yukarıya ortaya çıkarılan bu dizilimin bir örgütsel pratik haline dönüştürülebilmesi açıktır ki bu dizilimin bu kez yukarıdan aşağıya örgüt sistemine kavuşturulmasıyla mümkündür. Pratik düzlemde parti, son tahlilde kadro demektir. Parti, pratikte kadronun savaşçı değeri, deneyimi, bilgi ve bilinci üzerinden realize olur. Bu bakış itibariyle kongre, kadro ve savaşçı yapımızın bu ideolojik, örgütsel ve siyasal düzeyi içselleştirebilecekleri bir gelişme mesafesine ihtiyacı olduğunu özeleştirel bir yaklaşımla belirledi.

Bu içselleşmenin her kadronun kendi özeleştirel muhasebesinde somutlanması gereği kongrenin kadro ve örgüt ilişkileri gündeminde bir kez daha yakıcı bir şekilde ortaya çıktı. Örgütsel sürecin arızaları üzerine değerlendirme yapan kadrolarımızın konuyu öncü kadrolar ve bir bütün olarak örgütsel zaaflar üzerinden açıklıyor olmalarına kongre müdahale etti ve kongrenin zaten bu zeminde geliştiğini ama bu noktadan itibaren kongreyi daha ileri götürebilmek için bu örgütsel özeleştirinin kadrolar düzeyinde de öne çıkarılmasının gereği belirlendi. Kongre tarafından onaylanan GYK raporunda da belirtildiği üzere tasfiyeciliğin kendini doğrudan açığa vuracak ve doğrudan örgütlenme içine girecek kertede bir cüret gösterilebilmesi her şeyden önce kadrolarımızın ideolojik ve siyasal olarak düşük düzeyde bir şekillenme içinde olduklarının kanıtı halindedir. Şimdi parti, bir kongre kararı olarak bütün kadro yapısına, bu yetersiz şekillenmenin özeleştirisi temelinde kendilerini bulundukları durumun çok daha ötesinde ve yeni örgüt normları çerçevesinde geliştirmelerini şart koşmaktadır.

Örgütümüzün kongrede ele aldığı kadro değerlendirmesi bu gerçeğin yeniden ve güçlü bir şekilde ortaya çıkarabilmesi açısından oldukça önemli ve yol gösterici bir belge niteliğindedir. Kadro gerçeğimizin bu yönlü irdeleyici tarzda ve özeleştirel bir güçle kongre platformuna getirilmesi kongre delegasyonu kimliğinde kendi eksiklerini bilen ve onunla hesaplaşmaya cesaretle yürüyen bir kadro gücüne sahip olduğumuzu bize gösterdi. Bu veri bütün örgütsel yapımızı geleceğimize dair daha inançlı kılacak ve faaliyetimize moral yükseklik sağlayacaktır.

Partinin Birleşik Kurmaylık Esaslı İttifaklar Politikası

Kadro ve örgüt yapısındaki bu diriliş kaçınılmaz olarak düşmanın üzerine yürüyüşümüzü güçlendiren taktik arayışlara girmemize yol açtı. Bu zeminde hazırlanan ittifaklar politikası gündemi, birleşik devrim stratejisinin salt Türkiye ve Kürt devrimleri arasındaki bir siper yoldaşlığı çerçevesinde ele alınmasındaki yetersizliği görmemizi sağladı. Kongre, halklar temelinde geliştirilen birleşik devrim cephesinin örgütü olarak HBDH’ın verili yetersizliğinde birincil ve somut sorumluluğun örgütümüze ve Türkiye devrimci hareketine ait olduğu değerlendirmesini yaptı. Bu bağlamda kongre partinin birleşik devrim kurmaylığı yaklaşımını salt halklar arasındaki bir ittifak zemininde tutmasını siyaseten kendini daraltan bir tutum olarak eleştirdi ve keza bu zeminde de başarılı olmayı koşullayacak kertede partinin, birleşik kurmaylığı Türkiyeli bir sınıf ittifakı zeminine de taşıması gereğinin altını çizdi. Kongre, bütün yasal ve yasadışı biçim ve tarzlardaki atak bir mücadeleyi Türkiye devrimci/sosyalist hareketleriyle her zeminde örgütleme ve yükseltme görevini partiye verdi. DKP/BÖG bu siyasal ataklığı, önümüzdeki dönemde proletarya başta olmak üzere gençlik, kadın, Alevilik vb bütün toplumsal çelişki zeminlerinde isyanı örgütleyebilecek bir ajit-prop çalışmada gösterecektir.

Kongre, ittifaklar politikası gündeminde halkların birleşik devrim kurmaylığının sorunlarına önemle eğildi. Ve HBDH’ın yetersizlik sorunlarının mutlaka aşılması gerektiğini ve hatta bu sorunların kolayca aşılabileceğini belirledi. HBDH’ın sorunlarının aşılması için mücadele ve örgüt anlayışının gözden geçirilmesi gereklidir. HBDH’ın bugüne gelen yetersizliği, örgütün salt askeri faaliyet ve misyonla sınırlandırılmış mücadele perspektifinin darlığından kaynaklıdır. HBDH, halkların birleşik gündemi çerçevesinde salt askeri değil, aynı zamanda politik planda da örgütlenmeli ve mücadele etmelidir. HBDH’ın bu perspektif ve tarz değişikliği için partinin bir HBDH konferansını gündemleştirmesi görevi kongrede karar altına alındı. Önümüzdeki süreçte örgütümüz, bu konuda gereken insiyatifi HBDH platformuna taşıyarak kolektif bir düzenleme geliştirmeye çalışacaktır.

Birlik, cephe ve birleşik kurmaylık perspektifleri doğrultusunda ittifaklar politikası üzerine yoğunlaşan ikinci kongre, bütün hazırlık ve faaliyet sürecinde, bölgedeki emperyalist yayılmacılık ve sömürgeciliğin bütün çelişkileriyle dünyayı küresel bir çatışmaya, nükleer tehditli bir dünya savaşına doğru sürüklemekte olduğunun bilincinde olarak çalıştı. Sadece ülke ve bölge insanlığını değil tüm dünya insanlığını böyle bir felaketten koruyacak stratejik hamlenin Türkiye devrimini gerçekleştirmek olduğu bütün tartışmaların, doğrudan sözü edilmediği zaman bile, arka planı olarak hep mevcuttu. Türkiyeli bir devrim, bizim devrim projelerimizin kitlelerce benimsenmesi koşullarında mümkün olabileceği için DKP/BÖG, günümüz koşullarında düşük bir profil gösteren Türkiyeli devrimin özellikle kitleye açık yüzünü oldukça önemsemektedir. Bu nedenle kongre, açık alan çalışmalarının ve bu zeminde yürütülecek ittifaklar politikasının en az devrimci zemindeki ittifaklar politikası ve mücadelesi kadar önemsenmesi gerektiği konusunda partiyi uyarmadan bu gündemi kapatmadı.

Dayatılan Tasfiyeciliğe Karşı Partide Çözüm ve Kadın Örgütünde Israr

Birleşik devrimci kurmaylık bağlamında kongre, bu konuyu salt doğrudan devrimci siyasal varlıklar açısından değil, aynı zamanda siyasetin cinsiyet dolayımları üzerinden de tartıştı.

DKP/BÖG, kadınların kurtuluş mücadelesinde, kapitalist sistem ve ona içkin olan patriyarka ile mücadeleye koşut olarak örgütsel yaşamda da erkek egemenlikle mücadele edilmesini gerekli görmektedir. Buna karşın parti ve onun kadın örgütü olarak Kadın Komünarlar Birliği (KKB) hem siyasal toplumsal alanda hem de saflarımızda gelişen erkek egemenliğine karşı mücadelede oldukça başarısız kalmıştır. Tasfiyecilikle mücadelemizde öne çıkan kadın kadrolar gündemi ve tasfiyeciliğin kadın kadroların faaliyetini istismarından bir kez daha anlaşılmıştır ki örgütün erkek egemenlikle mücadelede geri düşmesi DKP’nin genel siyasal başarısızlıklarında da önemli bir etmen oluşturmuştur, çünkü DKP/BÖG’ün programatik çerçevesinin ve mücadele perspektiflerinin kadın öncülüğü, kadın örgütü olmadan hayata geçebilmesi mümkün değildir.

Kongre çalışmalarımızın keza, ortaya çıkardığı ve belirlediği gibi içe yönelik erkek egemenliğe karşı mücadele sadece kadınların değil bir bütün olarak DKP/BÖG kadrolarının ısrarla vermesi gereken mücadeledir. Bununla birlikte parti içi ve sınıf düşmanlarımıza karşı mücadelede kadınların özgün ve özerk örgütlü gücü olmazsa olmazdır.

Kadın kadrolarımızın kongreye sundukları ve kongrenin oybirliği ile kabul edilen deklarasyon ve tüzük değişikliği önerileri bir DKP/BÖG örgütü olarak Kadın Komünarlar Birliği’nin kendi iç mücadele yöntemlerini belirleyerek saflarımızdaki erkek egemenliğini geriletme konusunda ne kadar kararlı olacağını şimdiden ortaya çıkarmış durumdadır.

Güçlü bir Kadın Komünarlar kimliğine sahip olan, böyle bir iç mücadele dinamiği kuran DKP/BÖG kazanacaktır. KKB partide çizgi dışı eğilimlere, kadrosal gericiliğe ve liberalizme karşı askeri politik hattın koruyucusu olacaktır.

Ayrıca Kongremizle birlikte Partimizin kadın kurtuluş perspektifindeki ısrarı bir kez daha onaylanmıştır. Kongre kararlarıyla güçlenen KKB, erkek egemenliğine karşı proleter ve genç kadınlar başta olmak üzere örgütlenme, kurumsallaşma ve eyleme geçme hedeflerini ortaya koyacak bir planlamanın hayata geçirilmesi üzerine Kongre’de faaliyet startını almıştır.

Yeniden Yapılanmanın Belgesi Olarak Yeni Tüzük

Kongre hazırlık sürecinde, ideolojik ve siyasal perspektif üzerine yapılan tartışmaların kapsamından örgütün programatik çerçevesinde ve iç hukukunda yenilenmelere gitmesinin kaçınılmaz olduğu giderek ortaya çıkmıştı. Ancak keza açıktı ki, yeniden yapılanmanın kapsamlı ve derinlikli bir programatik karşılığını üretmek daha özellikli ve daha yoğun bir tartışma gerektirmekteydi ve bir parti programı sadece siyasal değerlendirmeler bütünü değil, ondan daha fazla bir iktidar uygulamaları kurgusu ve disiplini olmalıydı. Ekonomide, siyasette, eğitimde, adalette, vb. sosyalist bir iktidarın uygulama modellerini ve ilkelerini içermeliydi. Bu özel kapsam özel bir yoğunlaşmayı gerektirmekteydi. Ne var ki parti, bir diğer taraftan, örgütlenme ve mücadelenin acil görevleri itibariyle karşı koyamayacağımız bir zaman basıncı ve baskısı altındaydı.

Kaldı ki henüz programatik bir düzene sokulmamış olsa da kopuş ve bunun örgütsel yapılanmaya yansıyışı üzerine yaptığımız tartışmalarda, keza kongrenin ayrıntılı politik rapor gündemini işlerken de ortaya çıktığı gibi ideolojik ve siyasal esaslarımız konusunda herhangi bir pratik yönelmeyi engellemeyecek asgari bir yeterlik sahibi olduğumuzu biliyorduk. Örneğin, emperyalizmin günümüz politikaları; bu politikaların bölgeye yansıyışı; sömürgeciliğin Kürt devrimine yönelimi; Kürt devriminin Rojava dengeleri; gelişiminin arka planıyla AKP-MHP faşizmi; emperyalizme, faşizme ve sömürgeciliğe karşı Türkiye devrimci hareketinin tarihsel ve güncel durumu; bu bütünlük içinde DKP’nin yeri; DKP/BÖG’ün çalışma tarzı örgüt ve devrim anlayışı üzerine kongre sürecinde ve kongrede derinlikli tartışmalar yürütüldü. Bu koşullarda tercihimizi yeniden yapılanmanın örgütsel inşasından yana kullandık. Program yenilemeyi kısa vadeli özel gündemli bir program kongresine erteledik. Kongre ön görülebilir kısa vadeyi aşkın perspektif parametrelerini belirleyebilmek için politik raporun her başlığını kendi iç bağlamlarıyla birlikte yeniden konferanslar zemininde işlemeyi örgütümüzün önünü görev olarak koydu ve daha kongre sonuç belgeleri örgüt yapısına henüz ulaştırılamadığı bu zaman içinde bu hazırlıklar gündemleştirilerek planlamaya alındı, bile.

Bununla birlikte Kongre, örgütsel işleyiş hukukumuz olan tüzükte yaptığı değişikliklerle yeniden yapılanma perspektifimizi parti hayatımızın kuralları üzerinden belirlemekten geri durmadı.

Öncelikli olarak partinin askeri politik niteliğini bir tüzük tanımı haline getirirken bunun örgüt hukukunu da yeniden şekillendirdi. Partimiz bundan böyle askeri faaliyetini de içeren bir künye ile DKP/BÖG olarak tanımlanacaktır. Mücadele ve devrim anlayışındaki bu yenilenme gereği kongre, bundan önceki yapılanmada özerk bir konumlanma sahibi olan askeri örgütü partinin örgütsel işleyişine kattı. Askeri örgütü partinin bir organı olarak tanımladı. Bu değişiklik, parti ve savaşçı yapısı arasında mekanik ve üstenci ilişkilere yol veren klasik revizyonist örgüt modellerinden sıyrılma ve kopuş momentumunu ideolojik ve siyasal alandan aynı zamanda yeniden örgütsel alana da taşıyarak derinleştirme anlamına gelmektedir.

Bir diğer stratejik belirleme, önümüzdeki kısa dönemin bir görevi olarak planlanan programatik çerçevenin tüzükteki yenilenme üzerinden ifadesiyle yapıldı. Kongre, parti programının bir ön çerçevesi, özeti olarak ele alınan tüzüğün amaç maddesini bu programatik esasların bir ön sunumu şeklinde düzenledi. Bu esaslar itibariyle proletarya diktatörlüğü hedefi partinin yol gösterici temel belgelerinde kongre kararı olarak kongre kaydı altına alınmış durumdadır. Bu kayıt kopuş momentumunun ideolojik politik derinleşmedeki bir sonucu, bir belgesi halindedir.

Partiyle Zafere

Bütün bu yapılanlar, yani güçlü bir katılım ve örgütsel bütünleşme temeli üzerinde örgütün askeri politik temelde yeniden yapılandırılması, önderlik mekanizmasının yeniden inşası, kadro niteliğinin yeniden belirlenmesi tasfiyeciliğin bizi içine yuvarlamak istediği cehennemden örgütümüzün büyük bir devrimci dirilişle çıktığını göstermektedir. Ünlü sözde belirtildiği gibi, tasfiyeciliğin örgütte ve mücadelemizde yol açtığı hasarlara karşın biz tasfiyecilikle mücadelemizden örgütümüzü ve kendimizi yenileyerek, güçlenerek çıktık. Türkiye devriminin daha ileri mücadele mevzileri inşa edebilmesine katkıda sağlayacak mücadele perspektifleri geliştirdik. Şimdi bize düşen bu yenilenmiş, yeniden yapılandırılmış örgüt gücüyle önümüze koyduğumuz perspektif ve hedeflere yürümek ve bunları pratik kılmaktır. Önümüzdeki görev budur.

Kongre sonrasında bu çerçevede yapılan sohbetlere hiç bir yoldaşımızın örgüte ve geleceğe en küçük bir tedirginlikle, en küçük bir kuşkuyla bakmıyor olması örgüt ve mücadele çizgimizin gelecekteki başarısının habercisi olarak anlaşılmalıdır.

Yaşasın Partimiz DKP/BÖG!

Yaşasın Devrim ve Sosyalizm!

DKP/BÖG Merkez Yürütme Komitesi

Şubat 2019