Murat Çakır: ”Avrupa’da ırkçı-faşist bir »enternasyonalin« oluşturulmakta olduğunu söyleyebiliriz”

Almanya’nın doğusunda bulunan Chemntiz kentinde geçtiğimiz hafta yaşanan ırkçı-faşist saldırılar anti-faşist hareketlerin de bu saldırılara cevap vermesiyle büyük çatışmalara dönüştü. Alman devletinin bu saldırıları kışkırtan ve faşistleri destekleyen tutumu bir kez daha gözler önüne serildi. Bir yandan Erdoğan’ın gelişiyle ilgili protestolar sürerken, Erdoğan’ın Almanya ziyareti öncesi ”Kürt Kültür Festivali” yasaklandı. Almanya’da yaşanan bu gelişmeler üzerine Yeni Özgür Politika yazarı Murat Çakır ile gerçekleştirdiğimiz röportajı sizlerle paylaşıyoruz.

-Öncelikle merhaba. Geçtiğimiz birkaç gün içerisinde Almanya’nın Chemnitz şehrinde Alman vatandaşı Daniel Hellig’in biri Suriyeli, diğeri Iraklı iki kişi tarafından bıçaklanarak öldürüldüğü iddiası üzerine ırkçı-faşist gruplar sokaklara çıktılar ve anti-faşist gruplarla çatışmalar başladı. Siz olayların gelişim sürecini nasıl yorumluyorsunuz?

-Aslına bakılırsa öldürme olayı tam olarak aydınlanmadı ve sıradan bir kriminel olay olarak görülebilir. Ancak mesele zaten bu değildi. Saksonya eyaletinin uzun zamandan beri ırkçı-faşist güçlerin özellikle kümelendiği, örgütlendiği ve serbestçe çalışabildikleri bir model yapı haline getirildiğini söyleyebiliriz. 1989/1990 karşı devriminden sonra Alman burjuvazisinin verdiği sözlerin kof çıkması, doğudaki eyaletlerin sosyal sorunların ve işsizliğin merkezi haline gelmeleri ve neoliberal uygulamaların tüm şiddetiyle sanayisizleştirilmiş olan bu eyaletlerde hissedilmesi, Doğu Almanya toplumunda “devlet yönetimine” ve genel olarak “yukarıdakiler” diye adlandırılan elit kesimlere yönelik nefreti körükledi. Reformist solun, sorunların çözümü için doyurucu yanıtlar verememesi, daha fazla yoksullaşma korkusu ile birleşince, Doğu Almanların sağ popülist ve ırkçı söylemlere olan yatkınlığını artırdı. Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nin ilhak edilmesinden bu yana geçen ve elde edilmiş sosyal kazanımların yok edildiği yıllar olarak görülen 28 yıl boyunca toplumsal hiddetin kanalize edildiği tek yatak ırkçı-faşist hareketler oldu. 2015 yılında yaklaşık 1 milyon mültecinin Almanya’ya alınması ile başlayan tartışmalar, refah şovenizminin doğrudan ırkçılığa dönüşmesiyle, en ufak kıvılcımın ırkçı-faşist hareketler tarafından kullanılmasını sağlayan koşullar oluştu. Chemnitz kentinde bir yılı aşkın bir süre içerisinde neonazi gruplarının önemli kamuoyu faaliyetleri olduğu basına yansıyordu. Nihayetinde, solcu bir Alman’ın öldürüldüğü bu olay Chemnitz kentindeki saldırıları başlatan kıvılcım olarak kullanıldı.

-AfD’nin (Almanya İçin Alternatif) yaşanan öldürülme vakası ile ilgili mültecileri hedef gösterdiği, Alman devletinin ve polisinde yaşanan çatışmalarda kışkırtıcı bir tutum aldığı ve ırkçı-faşist grupları harekete geçirdiği söyleniyor. Sizin bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

-Max Horkheimer »kapitalizmden bahsetmek istemeyen, faşizmden bahsetmemelidir« der. Irkçı-faşist gruplar, ki AfD partisi aşırı sağ, ırkçı ve faşist unsurların toplamıdır, her zaman burjuvazinin yedek gücü görevini üstlenirler. Gerek Alman faşizminin, gerekse de tüm diğer faşist rejimlerin deneyimleri, kapitalist devletin bilinçli bir biçimde böylesi »vurucu timleri“ örgütlediğini kanıtlamaktadır. O açıdan Alman emperyalizminin neonazi gruplarını, ırkçı-faşist hareketleri gerek polis teşkilatı, gerekse de istihbarat servisleri ile yönlendirmekte olduğu olağanüstü bir gelişme değil. Faşist terör örgütü NSU’nun Saksonya eyaletinde yıllarca faaliyet göstermesi, göçmenlere yönelik cinayetleri bu eyaletten hareketle örgütlemesi, istihbarat elemanlarından destek alması, hatta devlet bakanlarının bu istihbarat elemanlarının mahkemelerde beyan vermelerini engellemeleri yeterince biliniyor. Irkçı-faşist grupları harekete geçiren devlet politikalarıdır. Nihayetinde devletin on yıllardır uygulamada tuttuğu ırkçı yabancılar ve mülteciler yasaları, kökleşmiş kurumsal ayırımcılık mekanizmaları ve siyasetçilerin kullandıkları dışlayıcı söylemler ile göçmen ve mültecilerin kapitalist sömürünün yarattığı sorunların nedenleri olarak göstermeleri, ırkçı-faşist grupların eylemlerini meşrulaştıcı ve ırkçılığı toplum merkezine yerleştirici rol oynamaktadır. Her yıl polis kayıtlarına geçen yaklaşık on bin ırkçı-faşist saldırının asıl sorumlusu Alman devletidir.

-Neonazilerin bu çatışmalar içerisindeki rolü tam olarak nedir? Neonaziler aktif olarak bu tip çatışmaların örgütlenmesini hala devam ettiriyorlar mı? Alman Devleti’nden ne gibi destekler alıyorlar?

-Neonaziler ve ırkçı-faşist gruplar çatışmaların başrolünü üstlenmektedirler ve aktif olarak çatışmaları örgütlemektedirler. Alman devletinin en önemli desteği, ırkçı-faşist saldırganların hukuksal kovuşturmalardan muaf tutulmasını sağlayan yaklaşımı ve doğrudan istihbarat örgütlerinin yönlendirici (kısmen de yönetici) rol oynamasını sağlamasıdır.

-Bize kısaca Almanya’daki ırkçı-faşist örgütlenmelerden ve hareketlerden bahsedebilir misiniz? Nasıl bir yapılanmaları var ve nasıl örgütleniyorlar? Hangi dönemlerde bu tip gruplar sokağa yönlendiriliyor?

-Almanya’da farklı yasal ve illegal yapılanmalara sahip olan ırkçı-faşist hareket, bütünsel bir çatı altında değil. Parlamenter alanda şu an için en güçlü parti AfD, ancak özellikle doğu eyaletlerindeki yerel meclislerde NPD gibi faşist partiler de temsil edilmekte. Bunun ötesinde küçüklü büyüklü neonazi grupları Almanya’nın hemen her bölgesinde örgütlü. Aynı şekilde, Alman toplumunda Nazizmin hâlâ tepki topluyor olması nedeniyle, Nazizmle güya aralarına mesafe koyan ve Alman milliyetçiliğini »kimlik sorunu« ve »anavatanın saflığı« söylemleriyle propaganda eden »Kimlikçiler« gibi aşırı sağcı gruplar da bulunmakta. Kapitalist sömürü koşullarının sertleştiği, sınıf çelişkilerinin arttığı ve toplumsal tepkilerin yoğunlaştığı dönemlerde bu tip gruplar sokağa yönlendirilmektedir. Korku toplumuna dönüşmüş olan burjuva toplumu ve kendi içerisinde farklı çıkarları olan gruplara bölünmüş işçi sınıfı gerçeği nedeniyle de, sorunların asıl nedenlerinin üstünü örtmekte başarılı olabilmektedirler.

-Anti-faşist hareketler Almanya içerisinde sokağı kontrol edebilecek güce sahip mi? Bu çatışmalar sırasında anti-faşist hareket rolünü oynayabildi mi?

-Anti-faşist hareketler sokağı kontrol edebilecek güce sahip olmasalardı, Chemnitz olayları Almanya’nın bütününde görülür olurdu. Doğu eyaletlerinde ırkçı-faşist grupların yoğun biçimde görünür olmalarının bir nedeni, Almanya’nın diğer bölgelerinden neonazi gruplarının çatışmaların ve saldırıların örgütlendiği günlerde bu eyaletlere gelmeleridir. Örneğin; Chemnitz olaylarına Almanya’nın hemen her tarafından ırkçı-faşist grupların katıldıkları burjuva basınında bile bildirilmektedir.

-Almanya’da ırkçı-faşist saldırıların örgütlenmesi ve artması ilerleyen zamanlarda faşistlerin yeniden egemen güç olabilme ihtimalini kuvvetlendiriyor mu? Anti-faşist hareketler ve devrimci örgütlenmeler bu ihtimale yönelik hazırlık yapıyorlar mı?

-Faşistlerin halihazırda egemen güç olma ihtimali yok, kaldı ki egemen güç her zaman tekelci burjuvazidir. Faşizm egemen koşulların tehdit altına girmesi durumunda başvurulan bir yönetim biçimidir. Alman emperyalizminin bugün dünya çapında elde ettiği konum, AB içerisindeki belirleyici rolü ve tüm Avrupa’yı kendi iç pazarı haline getirmiş olması, egemen sınıfa sınıf çelişkilerinin keskinleşmesinin yol açacağı toplumsal direnci belirli tavizlerle törpüleyebilme olanağını vermektedir. Almanya’daki faşist hareketlerin saldırılarının artırılması şimdiye kadar her defasında iç ve dış politikadaki saldırganlığın ve sosyal haklara yönelik budama tedbirlerinin uygulanması önündeki engelleri kaldırmak için kullanılmıştır. Aynı 1993 yılında sığınma hakkını kaldıran ve aynı zamanda kolektif hakları kısıtlandıran tedbirlerden önce mülteci yurtlarına yönelik saldırıların artışında olduğu gibi, bu taktik tarihte defalarca tekrarlanmıştır. Faşizmin şu an için iktidar opsiyonuna sahip olmaması nedeniyle anti-faşist hareketlerin böylesi bir hazırlığı söz konusu değildir.

-Almanya’da yükselen faşist saldırılar diğer Avrupa ülkelerinde de artıyor mu? Avrupa Devletleri bu saldırıları destekliyorlar mı?

-Aynı biçimde olmasa da, benzer saldırıları Avrupa’nın hemen her ülkesinde takip etmek olanaklı. Bunun yanı sıra ırkçı-faşist siyasi formasyonların çeşitli Avrupa ülkelerinde iktidar ortağı veya tek başına iktidar olabildiklerini de görebilmekteyiz. Avrupa’daki emperyalist güçler bu gelişmeyi tetikleyen ana unsurlardır.

-Almanya’daki anti-faşist hareketlerin diğer ülkelerdeki anti-faşist hareketlerle bağlantıları kuvvetli mi? Faşizmin yükselmesi ve örgütlenmesi halinde enternasyonalist bir mücadele örgütlenebilir mi?

-Bilhassa Avrupa’da ırkçı-faşist bir »enternasyonalin« oluşturulmakta olduğunu söyleyebiliriz. Hatta ABD’ndeki ırkçı-faşist yapıların dahi Avrupalı yapılarla daha sıkı ilişkilere girdikleri de gözlemlenmektedir. Sistem alternatifinin ortadan kalktığı 21. Yüzyılda emperyalist-kapitalist dünya düzeninin ırkçı-faşist hareketleri daha geniş bir biçimde teşvik edeceğinden hareket edebiliriz. Gerek ülkeler içerisindeki neoliberal uygulamalara, sosyal ve demokratik hakların budanmasına, gerekse de emperyalist müdahale savaşları ile militarizmin yaygınlaştırılmasına toplumsal rıza kazanmanın bir yolu, ırkçı-faşist hareketlerin güçlendirilmesidir. Ne yazık ki, halihazırda enternasyonalist bir mücadelenin örülmesi hayli zor görülmektedir. Avrupa solunun Avrupa merkezci yaklaşımları, reformizmi ve konformist tutumu, böylesi bir enternasyonalist mücadelenin önünde önemli bir engel teşkil etmektedir. Görüldüğü kadarıyla enternasyonalist mücadelenin kıvılcımı, emperyalist olmayan kapitalist ülkelerdeki devrimci – komünist kümelerin uğraşlarıyla çakılabilecektir.

Eylem Ataş Basın Birimi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir